Menuland Yükleniyor
En güncel lezzetler hazırlanıyor...
En güncel lezzetler hazırlanıyor...
Tüm bölgelerdeki sonuçlar listelenmektedir.
İstanbul Türbeler Müze Müdürlüğü, İstanbul’da Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı türbelerin hizmetlerini bir idare altında yürütmek amacıyla 15 Şubat 1978 yılında kurulmuştur. Kanuni Sultan Süleyman Türbesi, Hürrem Sultan Türbesi, Fatih Sultan Mehmet Han Türbesi, Yavuz Sultan Selim Han Türbesi, Eyüp Sultan Türbesi gibi tarihe mal olmuş kişilere ait 120 adet türbe İstanbul Türbeler Müze Müdürlüğü’ne bağlıdır. İstanbul Gezilecek Yerler
.png?format=jpg&quality=50)
Osmani ve Nuruosmani adlarıyla da bilinen ve "Osmanlı'nın nuru" anlamına gelen Nuruosmaniye Camii, kendi adıyla anılan semttedir. Sultan I. Mahmud döneminde yapımına başlanan cami, III. Osman tarafından 1755 yılında tamamlanmıştır. Caminin mimarı Mustafa Ağa'dır. Görsel: Dünya Edebiyatında İstanbul, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 2010 Nuruosmaniye Camii, iki kapılı geniş bir dış avlu ile çevrilidir. Medrese, imaret, kitabhâne, muvakkit odası, sebil, çeşme gibi müştemilâtı ile çevresinde dükkânları ve hanı vardır. Görsel: Nuruosmaniye Cami Çeşmesi, 1894, Ziya Ağaoğulları koleksiyonu Barok üslûbun etkisiyle meydana gelen bu karakteristik caminin iç avlusu, klasik plan esasından bütünüyle ayrılmış olup yarım daire şeklinde 12 sütün üzerine oturan 14 kubbesi bulunmaktadır. Fotoğraf: Gülcan Acar Caminin asıl iç kısmı kare plân üzerine yapılmıştır ve mihrabı çıkıntılıdır. Çapı hayli geniş olan yüksek kubbe, duvarlar üzerine oturan kemerler tarafından taşınmaktadır. Cami beş sıra halinde 174 pencere tarafından aydınlatılmaktadır ki, bu pencereler camiye fazlaca bir aydınlık sağlamaktadır. Fotoğraf: Gülcan Acar Pencereler alçıdan ve barok stilindedir. Kubbe kemerlerinin duvar üzerindeki bitiminde bir kuşak halinde Fetih Suresi yazılıdır. Caminin dış tarafındaki ayetler Yedikuleli-Zâde Seyyid Abdülhalim tarafından yazılmıştır. Celi hatlar (hat sanatında her cins yazının iri yazılan şekline verilen ad) ise Bursalı müzehhib Ali Ağa ile Kâtip-Zâde Mehmed Refi Efendi'nin eserleridir. Kaynak: Fatih Kaymakamlığı İstanbul Gezilecek Yerler

Eyüp Sultan Camiisi Eyüp Sultan Camii dikdörtgen planda, mihrabı çıkıntılıdır. Merkez kubbe altı sütun ve iki filayağına müstenit kemerlere yaslanır, etrafında yarım kubbe, ortasında Eyüp Sultan türbesi, sandukasının ayak ucunda bir pınar, avlu ortasında asırlık bir çınar bulunmaktadır. Yapıldığı yıl olan 1458'den sonra birçok kez tamir gören caminin minarelerinin boyu önceleri kısaydı, 1733'de yeni uzun minareler yapıldı. 1823'de deniz tarafındaki minare, yıldırımla hasar gördügü için yeniden inşa edildi. Cümle kapısı önündeki Sinan Paşa Kasrı 1798'de yıktırılmıştır. Yerinde ulu bir çınar ağacı gölgesinde etrafı parmaklıklı bir set ve çimen sofa vardır. Parmaklığın dört köşesinde dört çeşmecik bulunur. Bunlara hacat çeşmeleri, kısmet çeşmeleri denir. Tamir edildikten sonra camiyi açıp namaz kılan Sultan III. Selim Mevlevi olduğu için parmaklıkların üzerinde mevlevi sikkeleri bulunur. Dış avlunun caddeye açılan iki kapısı vardır. İç avlu 12 sütuna müstenit 13 kubbelidir. Avlunun ortası şadırvandır. Türbe tek kubbeli, 8 köşelidir. Türbe girişinde nakş-ı kadem-i saadet, sağında sebil bulunur.
 kopya.jpg?format=jpg&quality=50)
Sveti Stefan Kilisesi, İstanbul’un Fener semtindedir. Haliç kıyısındaki bu Bulgar Ortodoks Kilisesi, Demir Kilise adıyla da bilinir. Gülcan Acar Prens Stefan Bogoridi’nin bağışladığı arazi ve üzerindeki ahşap hane, İstanbul’daki Bulgarların gönüllü yardımlarıyla 1849 yılında kiliseye dönüştürülmüştür. Bulgarların, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde ilk defa ayrı bir dini cemaat olarak tanındığı 28 Şubat 1870 tarihli ferman ilk olarak burada okunmuştur. 1898 yılında ahşap kilise yanmış; yerine, bugün hala ayakta olan Demir Kilise inşa edilmiştir. Projenin mimarı Hovsep Aznavour’dur. Kilisenin Viyana’da dökülen demir parçaları gemilerle getirilmiş ve İstanbul’da birleştirilmiştir. Gülcan Acar Üç kubbeli ve haç şeklinde olan kilisenin dış cephesinde ve iç mekanında yer alan zengin süslemeler dikkat çekicidir. Çan kulesi, giriş kapısının üzerinde ve kırk metre yüksekliktedir. Çan kulesindeki altı adet çanın hepsi Rusya’nın Yaroslavl şehrinde dökülmüş olup, günümüzde iki tanesi kullanılabilmektedir. Ahşap ikonostas, modern Rönesans stilinde yapılmıştır. Hayırseverler tarafından bağışlanan kilise eşyaları ve ikonaların tarihsel önemi büyüktür. Kaynak: T.C. Fatih Kaymakamlığı web sitesi. “Sveti Stefan Kilisesi (Demir Kilise).” İstanbul Gezilecek Yerler

Kariye Camii, Doğu Roma İmparatorluğu döneminde büyük bir yapı kompleksi olan Khora Manastırı’nın merkezini oluşturan ve İsa’ya adanmış bir kilise yapısıdır. İstanbul (Konstantinos) surlarının dışında kalması nedeniyle binaya Grekçe "kent dışı, kırsal alan" anlamına gelen Khora ismi uygun görülmüştür. Kariye bu ismin Türkçeleştirilmiş halidir. Yapının inşa tarihi kesin olarak tahmin edilememekle birlikte 6’ncı yüzyılda İmparator Justiniaus tarafından (527-565) şehir dışında harabe şeklindeki bir şapelin yerine yeniden inşa ettirildiği bilinmektedir. Kommenoslar Dönemi’nde Blackhernal Sarayı’nın yakınında olduğu için kilise önemli dini merasimlerde saray şapeli olarak kullanılmıştır. İstanbul’un fethi sırasında hiçbir zarar görmeyen yapı, Sultan II. Beyazıd devrinde Sadrazam Hadım Ali Paşa tarafından 1511 yılında camiye çevrilmiş ve yanına bir de medrese eklenmiştir. Camii, Bakanlar Kurulu kararı ile 1945 yılında yeniden müzeye dönüştürülmüştür. Kilise dışındaki manastır yapıları zamanla yıkılarak kaybolan bina, Doğu Roma sanatında gerek mimarisi gerek mozaik ve freskleriyle dikkat çekmektedir. Müze, 20 Ağustos 2020 tarih ve 2840 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla camiye dönüştürülmüştür. İstanbul Gezilecek Yerler
Aya İrini Kilisesi Bizans`ın İlk Kilisesidir. Roma İmparatorlarından Konstantin, şehri yeniden kurarken kendi adına bir forum, saray ve hipodromun yanı sıra, 330`larda Roma tapınaklarının üzerine Aya İrini Kilisesi`ni inşa ettirir. Aya İrini ya da Hagia Eirene`nin sözlükteki anlamı `Kutsal Barış`; ama aynı zamanda da, aynı yüzyılda yaşamış bir azize. Azizenin gerçek adı Penelope`dir. Hıristiyanlığı yaymaya çalışır. Putperestler tarafından yılanlarla dolu bir kuyuya atılır ancak ölmez ölmez. Taşlanır, atlara bağlanıp sürüklenir; yine de ölmez. Mucizelerin sonunda putperestler Hristiyan olur; İrini de bir azize. İmparator Konstantin, bu olağanüstü olay üzerine yaptırdığı tek tanrılı dinin ilk mabedine Aya İrini adını verir. Aya İrini, Bizans`tan günümüze kalan atriumlu tek kilisedir. Atrium, eski Roma tapınaklarının ortasındaki çevresi revaklı bir avludur. Aya İrini yerini aldığı tapınağın özelliklerini bugüne kadar taşımıştır. Ancak bugünkü Aya İrini, aynı Aya İrini değil. Çünkü ahşap ilk Aya İrini, 532`de yanmış. İmparator Iustinianos, çok tanrılı inancı kesinlikle yasaklayınca ayaklanan halk, Zeus`a sığınarak hem Ayasofya`yı, hem de Aya İrini Kilisesi`ni yakmış... İustinianos, Ayasofya ve Aya İrini`yi yeniden yaptırmış. Ancak Aya İrini 564`te bir kez daha yanmış. Onarılmış... İki yangından sonra, bu defa depremlerle sallanmış. Yani kilise üç kez onarılmış. Osmanlı sultanı II. Mehmet, İstanbul`a girip yeni bir dönemi başlatır. Yapımına başlanan Topkapı Sarayı`nın dış duvarları, Ayasofya ve Aya İrini`nin arasından geçer. Aya İrini bir süre sonra silâhların bakım ve onarımının yapıldığı iç cephane olur. Aya İrini, Osmanlı`nın ilk müzesidir. Depodaki silâhlar antika olunca 19. yy.`da ilk müze Aya İrini`de açılır. Aya İrini`nin galerilerine çıkışı sağlayan çift kanatlı merdivenler o sıra yapılır. Osmanlı Devleti, Aya İrini`ye, ana kapıdaki 1726 tarihli kitabeyi ve merdiveni ekler. Aya İrini`yi sallayan o eski depremler sırasında Bizans`ta ikonalar, dinen yasaklandığı için onarımlarda duvarlar süslemesiz bırakılmış. Bugün, Osmanlı`nın üzerine bir bayrak asarak kapattığı apsis yarım kubbesindeki İsa`yı simgeleyen haç ve haçın altında İsa`nın çarmıha gerildiği Golgota Tepesi`ni simgeleyen birkaç basamaklı kürsü çizimi dışında bir motif kalmıştır. 1453 yılında İstanbul`un fethinden sonra kilise camiye çevrilmediği için yapıda önemli bir değişiklik yapılmamıştır. Uzun süre ganimet ve silah deposu olarak kullanılmıştır. Tophane müşirlerinden Damat Ahmet Fethi Paşa 1846 yılında Türk müzesinin ilk nüvesini oluşturan eserleri burada sergilenmiştir. 1869 yılında Aya İrini, Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) adını almıştır. Zamanla, sergi mekânlarının yetersiz kalması nedeniyle buradaki eserler 1875 yılında Çinili Köşk`e taşınmıştır. 1908 tarihinden itibaren Aya İrini Askeri Müze olarak kullanılmıştır. Daha sonra bir süre boş kalan yapı onarılmış ve Ayasofya Müzesi Müdürlüğü`ne bağlı bir birim haline getirilmiştir. Kaynak: İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü İstanbul Gezilecek Yerler
.jpg?format=jpg&quality=50)
Ayasofya-i Kebir Camii dünya mimarlık tarihinin günümüze kadar ayakta kalmış en önemli anıtları arasında yer alır. Yapı; mimarisi, ihtişamı, büyüklüğü ve işlevselliği ile sanat dünyasında önemli bir yer tutar. Bu muazzam eser Doğu Roma İmparatorluğu’nun İstanbul’da yapmış olduğu en büyük kilise olup aynı yerde üç kez inşa edilmiştir. İlk yapıldığında Megale Ekklesia (Büyük Kilise) olarak adlandırılmış, 5'inci yüzyıldan İstanbul'un fethine kadar Hagia Sophia (Kutsal Bilgelik) olarak isimlendirilmiştir. İmparator Konstantios tarafından 360 yılında yaptırılan Megale Ekklesia ve İmparator II. Theodosis’in 415 yılında yeniden inşa ettirdiği kilise halk ayaklanmalarında yıkılmıştır. Günümüz Ayasofya-i Kebir Camii, İmparator Justinianos tarafından dönemin iki önemli mimarı Tralles’li (Aydın) Anthemios ve Miletos’lu (Balat) İsidoros’a yaptırılmıştır. Kayıtlardan, iki baş mimar ile birlikte çalışan yüz mimar ve her mimarın emrinde yüz işçinin binanın yapımını 5 yıl 10 ay gibi kısa bir sürede tamamladıkları anlaşılmaktadır. 916 yıl kilise olarak ibadete açık olan yapı, Fatih Sultan Mehmed'in 1453'te İstanbul'u fethetmesiyle camiye çevrilmiştir. Fetihten hemen sonra yapı güçlendirilerek en iyi şekilde korunmuş ve Osmanlı Dönemi ilaveleri ile birlikte cami olarak varlığını sürdürmüştür. 16'ncı ve 17'nci yüzyıllarda, caminin içine mihraplar, minber, müezzin mahfilleri, vaaz kürsüsü ve maksureler eklenmiştir. Yapının dışına farklı dönemlerde yaptırılan minareler, medrese, sıbyan mektebi, muvakkithane, şadırvan, sebiller, güneş saatleri, mütevelli heyeti odası ile Ayasofya-i Kebir Camii, Osmanlı Dönemi'nde kompleks bir yapıya dönüştürülmüştür. Ayasofya-i Kebir Camisi 1934 yılında müzeye dönüştürülmüş ve 2020 yılına kadar müze olarak hizmet vermiştir. 2020 yılında ise tekrar cami statüsü kazanmıştır. Ayasofya-i Kebir Camisi'nin Kubbesi Ayasofya-i Kebir Camisi'nin mimarisindeki en önemli özelliği kubbesinin alışılmıştan daha büyük oluşu ve orta mekâna hâkim olmasıdır. Cami inşa edilirken, mimarlar tarafından binanın yapımında mermer, taş ve tuğla kullanılmış; kubbenin depremlerde kolay yıkılmaması için de özel olarak üretilen, hafif ve sağlam tuğlalar kullanılmıştır. Sultan Abdulmecid'in (1839-1861) emri ile 1847-1849 yılları arasında İsviçreli Fossati Kardeşler tarafından yapılan onarımlar kapsamında, dönemin en önemli hattatlarından Kazasker Mustafa İzzet Efendi tarafından ana kubbenin 11,3 metre çapındaki alanına Kuran-ı Kerim'in Nur Suresinin 35'inci ayeti yazılmıştır. Ayasofya-i Kebir Camisi'nin Mozaikleri Farklı dönemlerden figürlü ve figürsüz birçok mozaik süsleme ile bezenmiştir. Yapıldığı dönemden günümüze kalan en önemli mozaik bezeme örnekleri, norteks alanında görülebilen figürsüz mozaiklerdir. Tasvir kırıcılık döneminde yapıda bulunan tüm figürlü mozaiklerin kaldırıldığı düşünülmektedir. 843 yılında bu dönemin sona ermesiyle birlikte yapıda yapılan ilk figürlü mozaik Apsis Mozaiği'dir. Galeri katı, Tympanon Duvarı, narteks, vestibül girişi, papaz odaları olmak üzere yapının birçok yerinde farklı tarihlerde yapılmış figürlü mozaikler bulunmaktadır. I. Mahmud Kütüphanesi Yapıdaki en önemli Osmanlı eklentilerinden birisi Sultan I. Mahmud tarafından 1739 yılında yaptırılan kütüphanedir. Kütüphane, Okuma Salonu, Hazine-i Kutub (kitapların korunduğu oda) ve bu iki bölümün arasındaki koridordan oluşur. Okuma Odası, yapının ana mekânından başlıkları baklava dilimli altı sütunun taşıdığı bir camekan ve bunu örten tunç şebeke ile ayrılır. Kütüphaneye girişi sağlayan iki kanatlı kapı, çiçek ve kıvrık dallarla süslü tunç şebeke ile kaplıdır ve ‘Ya Fettah’ oymalı iki kulpu vardır. Okuma odasının duvarları çini yazı ve yazı frizleriyle bezenmiştir. Kapının karşısındaki duvarda Sultan I. Mahmud’un yeşil çinilerle bordürlenmiş somakiden tuğrası yer almaktadır. Kütüphanenin okuma bölümünde üzerinde kitap okunan, yazı yazılan, bazıları açılıp kapanabilen, alçak, küçük masa şeklinde sedef kakma tekniği ile süslü ahşaptan rahleler ile Kur'an-ı Kerim'lerin içinde korunduğu iki adet sedef, fildişi kaplamalı Kur'an mahfazası bulunmaktadır. Kütüphanede 16,17 ve 18’inci yüzyıllara ait İznik, Kütahya, Tekfur Sarayı çinileri bir arada kullanılmıştır. Hazine-i Kutub’daki 16’ncı yüzyıl İznik çinileriyle, koridorda aynı yüzyıla ait bahar açmış çiçek dalları kompozisyonu, Türk çini sanatının en güzel örnekleridir. Kütüphane tamamlandıktan sonra Sultan I. Mahmud, Galata Saray-ı Hümayun’daki kitapları buraya göndermiş; ayrıca Topkapı Sarayı Hazine-i Hümayun’daki değerli kitapları da kendi mührü ile mühürletip buraya taşıtmıştır. Kütüphanede bulunan yaklaşık 5 bin el yazması kitap 1969 yılında Süleymaniye Kütüphanesi’ne taşınmıştır. “İstanbul’un Tarihi Alanları”, 1985 yılında Unesco Dünya Mirası Listesi’ne eklenmiştir. Ayasofya Camii, bu miras alanının kapsamında bulunan çok sayıda önemli tarihi yapıdan biridir. İstanbul Gezilecek Yerler

Mimar Sinan’ın kalfalık eseri olarak tanımladığı Süleymaniye Camisi, Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle 1551-1558 yılları arasında yapılmıştır. Süleymaniye Camisi, Klasik Osmanlı Mimarisi'nin en önemli örneklerinden birisidir. İkisi üç şerefeli, ikisi de iki şerefeli olmak üzere dört minareye sahip olan caminin kubbesi 53 metre yüksekliğindedir. İstanbul'un en güzel yerlerinden birinde inşasına başlanan mabedin temeline ilk taşı, büyük alim Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin koyduğu rivayet edilir. Mabedin bir ana kubbesi, iki yarım kubbesi ve iki çeyrek kubbesi ile on küçük kubbesi vardır. Ana kubbe dört fil ayağına; kubbe kemerleri ise, dört büyük granit sütuna istinat etmektedir. 32 pencereli kubbe 27,25 metre çapında ve yerden 53 metre yüksekliktedir. Sedanın (sesin) aksini kuvvetlendirmek için kubbenin içine ve köşelere, ağzı iç tarafa açık bir şekilde yerleştirilen 50 cm boyunda 64 küp bulunmakta, bu sayede hassas bir akustik meydana gelmektedir. Yaklaşık 3 bin 500 metrekarelik iç alana sahip olan caminin uzunluğu 59, eni 58 metre olup 238 pencereden ışık almaktadır. Granit ve mermer sütunlara dayanan hünkâr ve müezzin mahfili, minber ve mihrap işçilikleriyle dikkati çekmektedir. Müezzin mahfilinin sağında madeni şebekelerle çevrili bulunan bölüm, 1918 yılına kadar kütüphane olarak kullanılmış; mevcut kitaplar aynı tarihte, Süleymaniye Medreseleri'nde tesis edilen Umumi Kütüphane'ye nakledilmiştir. Beş kapısı bulunan caminin ön kısmında, mihrabın üstünde renkli pencereler bulunmaktadır. Devrin tanınmış üstadı İbrahim Usta'nın eseri olan söz konusu pencereler, camlarından giren güneş ışığını Mimar Sinan Şehper-i Cibril'e (Cebrail’in Kanatları) benzetmektedir. Cami içinde çok kıymetli dört büyük granit sütun bulunmaktadır ve bunlar: İskenderiye, Baalbek, İstanbul’daki Kıztaşı ve Saray-ı Amire'den alınarak camiye getirilmiştir. Her biri 9,02 metre yüksekliğinde 1,14 metre çapında ve 40-50 ton olan bu dört sütunu Mimar Sinan, Dört Halife'ye benzetmektedir. Mabedin zemini mermerlerle döşenmiş ve etrafı 28 kubbeli revaklarla çevrilmiş üç kapılı geniş bir iç avlusu vardır. Mezkûr kubbe kemerleri 24 sütuna dayanmakta olup 12 tanesi granit, 10 tanesi mermer ve iki tanesi de somaki mermer sütunlardır. Caminin kendi haşmetine uygun tarzda yapılan dört minaresi ve on şerefesi bulunmaktadır. Minarenin ikisi üçer şerefeli diğer ikisi ise ikişer şerefelidir. "Cami minareleri" ve "Harem Minareleri" diye adlandırılan minareler, Kanuni’nin, İstanbul'un fethiyle dördüncü padişah; on şerefe de Osmanlı İmparatorluğu'nun 10. padişahı olduğuna işaret etmektedir. Semaya doğru yükselen minareler iki elini kaldırarak dua eden bir kişiye benzemektedir. Camideki yazılar, meşhur hattat Ahmet Karahisarî ve talebesi Hasan Çelebi'nin eseridir. Daha sonra Kazasker Mustafa Efendi de bazı yazılar ilave etmiştir. Yazıların birkaç tanesi dışında tümünün metni Kur'an-ı Kerim'den alınmış, ustalıklı bir şekilde işlenmiştir. İç avludan camiye girilen kapının üzerinde yazılan kitabe, sağ-orta-sol olmak üzere üç bölüme ayrılır. Birinci bölümde Kanuni’nin vasıfları sayılmakta, ikinci bölümde onun şeceresi (soyu) silsile halinde belirtilmekte, üçüncü bölümde ise saltanatın devamına ve geçmişlerin ruhlarına duadan sonra mabedin üstün nitelikleri hangi niyetle ve ne zaman yapıldığı belirtilmektedir. Mihrabın önündeki türbe, kendi parasıyla cami inşa ettiren Kanuni Sultan Süleyman'a, yanındaki türbe de eşi Hürrem Sultan'a aittir. Yaklaşık 6 bin metrekarelik alana sahip olan cami bahçesinin 11 kapısı bulunmaktadır. Bahçenin etrafında Süleymaniye Medreseleri diye meşhur olan beşi lise seviyesinde, biri fakülte biriside ihtisas bölümü olmak üzere yedi medrese tesis edilmiştir. Caminin sağ tarafında bulunan binalar, Evvel ve Sani medreseleri ile Sibyan Mektebi iken daha sonra Süleymaniye Kütetüphanesi'ne tebdil edilmiş (değiştirilmiş), bir bölümü de çocuk kütüphanesi olmuştur. Köşede bulunan tıp medresesi, doğum evi olarak, onun karşısındaki bimarhane ise askeri matbaa iken şu an kız Kur'an kursu olarak hizmet vermektedir. Caminin kuzey cihetindeki binalar, önceleri imarethane iken daha sonra Türk-İslam Eserleri müzesi olarak kullanılmış ve 1984 yılında Süleymaniye Kütüphanesi'ne devredilmiştir. Kaynak: Fatih Kaymakamlığı İstanbul Gezilecek Yerler
 kopya.jpg?format=jpg&quality=50)
Sultan Ahmed Camii ve Külliyesi, İstanbul’un Fatih ilçesinde yer almaktadır. Eser, Sultan I. Ahmet tarafından dönemin başmimarı Sedefkar Mehmet Ağa'ya yaptırılmıştır. Mimar Sinan’ın yetiştirdiği önemli mimarlardan biri olan Mehmet Ağa, külliyenin yapımını 1609-1620 yılları arasında tamamlamıştır. Sultan Ahmed Camii külliyesiyle birlikte, İstanbul’daki en büyük yapı komplekslerinden biridir. Külliye ilk yapıldığında cami, hünkâr kasrı, sıbyan mektebi, medrese, arasta, hamam, dârüşşifâ, imâret-i âmire, han, dârülkurrâ, türbe, tabhâneler, sebiller, çeşmeler, dükkânlar, odalar, mahzenler, kahvehane ve evlerden oluşmuştur. Külliyeyi oluşturan bu yapıların çoğunluğu günümüze ulaşabilmiştir. TGM Sultan Ahmed Camii, duvarlarında yoğun olarak kullanılan göz alıcı mavi renkli çiniler nedeniyle yaygın olarak Mavi Cami (Blue Mosque) olarak da bilinmektedir. Camide zengin çini, kalem işi, ahşap, taş ve madenî süslemeler görülmektedir. İznik ve Kütahya merkezlerinden gelen çiniler sır altı tekniğinde yapılmışlardır. Camide toplam 21 bin 43 adet çini, çoğunlukla natüralist desenlerden oluşan elliden fazla değişik kompozisyon içinde kullanılmıştır. Camide, klasik Osmanlı mimarisinin revaklı avlulu plan şeması görülür. Büyük dış avlusu kuzeye ve doğuya üçer, batıya ve güneye ikişer kapıyla açılmaktadır. Caminin ibadethane bölümü 64x72 metre boyutlarındadır. 43 metre yüksekliğindeki merkezi kubbesinin çapı 23,5 metredir. Cami, altı adet minaresiyle o zamana kadar denenmemiş bir düzenlemeye sahiptir. Küfeki taşıyla inşa edilmiş minarelerin dördü harimin köşelerine, ikisi ise avlunun köşelerine yerleştirilmiştir. TGM Padişahın namazdan önce ve sonra bir süre dinlendiği ve görüşmelerini yürüttüğü hünkâr kasrı, Osmanlı mimarisinde ilk defa bu camide görülmektedir. Caminin güneydoğu köşesinde yer alan çift katlı hünkâr kasrı günümüzde Halı Müzesi olarak hizmet vermektedir. Sultan I. Ahmet'in türbesi de cami külliyesinin bir parçasıdır. Medresenin kuzeyine inşa edilmiş olan türbe, dârülkurrâ ile birlikte ayrı bir avlu içinde yer almaktadır. Türbede ayrıca Mahpeyker Kösem Sultan, II. Osman ve IV. Murad ile hanedan ailesine ait toplam otuz altı sanduka bulunmaktadır. “İstanbul’un Tarihi Alanları”, 1985 yılında Unesco Dünya Mirası Listesi’ne eklenmiştir. Bu başlık altında tanımlanan dört bölgeden biri Sultanahmet Kentsel Arkeolojik Sit Alanı’dır. Sultan Ahmed Camii, bu alanın sınırları içindeki çok sayıda önemli tarihi yapıdan biridir. Kaynaklar: İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. Türkiye Diyanet Vakfı, İslam Ansiklopedisi web sitesi. “Sultan Ahmed Camii ve Külliyesi.” İstanbul Gezilecek Yerler