Menuland Yükleniyor
En güncel lezzetler hazırlanıyor...
En güncel lezzetler hazırlanıyor...
Tüm bölgelerdeki sonuçlar listelenmektedir.
Müzede kurucu Hilmi Nakipoğlu’nun topladığı fotoğraflar ve fotoğrafçılıkla ilgili malzemeler sergilenmektedir. Bunlar arasında 1896`da yapılmış fotoğraf makinesinden başlayarak günümüze kadar gelen çeşitli marka ve ölçüde 900 adet fotoğraf makineleri vardır. Ayrıca taşınabilen ve taşınamayan stüdyo tipi fotoğraf makineleri, çift objektifli makineler, casus veya mini makineler, Leica filmle kullanılan makineler, poloraid filmle kullanılan makineler de onları tamamlamaktadır. Başta Roll filmi olmak üzere çeşitli filmler ve aksesuarlar da burada bulunmaktadır. Kaynak: İstanbul İl Kültür Turizm Müdürlüğü İstanbul Gezilecek Yerler
Tarihin en eski buluşlarından biri şüphesiz ki ateşin bulunmasıdır. Müzenin kurucusu Mehmet Yaldız’ın daha 12 yaşındayken bulduğu kandil sayesinde aklına takılan; “Acaba yüzyıllar önce insanlar nasıl aydınlanıyordu?” sorusu onu çeşitli araştırmalara ve koleksiyonculuğa yönlendirdi. 18 yaşına geldiğinde de müze kurmaya karar verdi. Mehmet Yaldız yaklaşık 40 yıl sonra bu hayalini gerçekleştirdi. “Çağlar boyu Aydınlanma ve Isıtma Araçları” adlı müze bünyesinde iki bini aşkın, geçmişe ilişkin nadide parça bulunmaktadır. Bu parçaların çoğu Anadolu’dan olmak üzere, muhtelif ülkelerden toplanmıştır. Tarihin en eski buluşlarından biri şüphesiz ki ateşin bulunmasıdır. Ateşin bulunması bugünkü verilere göre 1 milyon yıl öncesine gitmektedir. Ateşin bulunmasının ardından öncelikle meşaleler, daha sonra da kandiller bulunmuştur. 30-32 bin yıllık BUZUL ÇAĞI kandilleri denilen ve içleri çukur olan taş kandillere, çeşitli yağlar doldurularak ışık elde edilmiş, daha sonra da, 10-15 bin yıl öncesine ait pişmiş toprak kandiller bunu takip etmiştir. 4 bin 500 - 5 bin yıl önce demir ve camın bulunmasıyla; günümüze kadar çeşitli medeniyetler, bunlardan ısıtma ve aydınlatma aracı yapmışlardır. Bitkisel ve hayvani yağlar ile yeryüzüne çıkan ve taş yağı denilen tabii yanıcılar o günün sanat ve mekanik anlayışına göre birçok aydınlatma ve ısıtma araçlarında kullanılmıştır. Bu konu ile ilgili birçok aydınlatma ve ısıtma aracı 65 yıllık bir çalışma ile bir araya getirilmiştir. İnsanlığın elektriğin bulunmasına gelinceye kadar, bu keşiflerin düşündürücü bir şekilde ortaya konulduğu bu müze her yaştaki insana geçmiş ile geleceği yansıtan bir ışık tutmaktadır. Müzede Bulunan Parçalar: Çeşitli meşaleler ve kandiller, En eski örneklerden günümüze kadar şamdan çeşitleri, Kolza yağı, gazyağı, ispirto, benzin, karpit ve çeşitli bitkisel yağlardan aydınlatma ve ısıtma araçları, 6-10 bin yıllık buğdayın ekmek olmasını anlatan araç ve gereçler, Çeşitli din ve inanışlara ait tılsım, büyü ve nazarlıklar, Anadolu tuğlaları koleksiyonu ve ilk bulunan matkaptan, günümüze kadar kullanılan matkaplar, • Çekül, su terazisi ve birçok eski buluşlara ait örnekler. İstanbul Gezilecek Yerler

Karikatür ve Mizah Müzesi, sosyal tarihimizin en açık belgeleri niteliğinde olan bir kültür birikimini yok olmaktan kurtarmakta ve çeşitli etkinliklerle günümüze yansıtmaktadır. Ayrıca, diğer ülkelerdeki benzer kuruluşlarla iletişim kuran müzede, dünya karikatür sanatının ünlü isimleri kişisel ya da karma sergilerle İstanbullu`lara tanıtılmaktadır. Karikatür ve Mizah müzesi, çağdaş müzecilik anlayışına göre sürekli gelişen ve bu nedenle sürekli izlenebilen, yaşayan bir müzedir. Sergi salonlarında açılan değişken ve ilginç sergiler ile birlikte giderek zenginleşen Mizah Kitaplığı ve Arşivi görülmeye değer. Ayrıca, dileyen herkes bir uzman gözetiminde özgün baskı atölyesinde çalışabilmektedir. Konferans, panel, küçük konserler, video gösterileri müzenin diğer etkinlikleri arasında yer almaktadır. Müze başlıca şu birimlerden oluşmaktadır: SERGİLEME SALONLARI: Müzede birbirini tamamlayan iki tür sergileme yapılır. Sürekli sergi: Türk Karikatürü`nün başlangıcından günümüze doğru geçirdiği evrelerin örnekler ve belgelerle anlatıldığı bölümdür. Değişken sergiler: Yurt ve dünya çizerlerinin yapıtlarının sergilenip tanıtıldığı bölümdür.Burada her ay, en az bir sergi açılır. MİZAH KİTAPLIĞI: Türkiye`de ve dünyada yayınlanmış ya da yayınlanmakta olan karikatür, mizah ve bu konulara ilişkin kültürel yayınların bir araya getirilip izleyiciye sunulduğu bölümdür. ARŞİV: Yerli, yabancı bütün eski ve çağdaş karikatürcülerin özgün ya da çoğaltılmış yapıtlarının toplandığı, kişilere,ülkelere,konulara göre sınıflandırıldığı, korunduğu bölümdür. ÖZGÜN BASKI ATÖLYESİ: Bu atölyede, dileyen herkese bir uzman tarafından özgün baskı teknikleri öğretilmektedir. Sanatçılara atölyenin olanakları sunulmakta, üretilen yapıtlarla toplu sergiler açılmaktadır. İstanbul Gezilecek Yerler
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Kültürel Miras ve Müzeler Direktörlüğü çalışmaları kapsamında, Lozan Mübadiller Vakfı ve Çatalca Belediyesi işbirliği ile Türkiye’nin ilk göç temalı müzesi Çatalca’da 20 Aralık 2010 da açılmıştır. Mübadeleye tabi tutulan Yunan ve Türk vatandaşlarının, çocukları ve torunlarının, yakınlarının, mübadeleye bir şekilde ilgi duyanlara geçmişi anımsatacak özlem, hüzün ve sevinç duygularının canlanmasını sağlayacak kültürel ilişkileri geliştirecek mekân ve ortamları yaratacak Mübadele Müzesi'nde aile büyüklerinin giyim eşyaları, mutfak aletleri, yazılı belgeler, fotoğraflar ve her türlü anı eşyaları sergilenmektedir. İstanbul Gezilecek Yerler

Dünyanın ilk ve tek kristal müzesi “Kristal İstanbul” Miniaturk’te yer almaktadır. Kristal cam, ışık ve yüksek lazer teknolojisini tarihle buluşturan 3 boyutlu eser müzesidir. İstanbul’un birbirinden değerli 16 tarihi eserinin, kristal cam içine lazerle işlenerek oluşturulan dünyanın en büyük figürleri “Kristal İstanbul”a sergilenmektedir. Kristal İstanbul Müzesi'nde yer alan eserler; Galata Kulesi, Ayasofya, Sultanahmet Camii, Çırağan Sarayı, Fatih Camii, Haydarpaşa Garı, İstanbul Büyükşehir Belediye Binası, İstanbul Üniversitesi, Kız Kulesi, St. Antuan Kilisesi, Topkapı Sarayı, Eyüp Sultan Camii, Rumeli Hisarı, Dolmabahçe Sarayı, Dolmabahçe Saat Kulesi ve Boğaziçi Köprüsü'dür. İstanbul Gezilecek Yerler
Türkiye’nin bu alanda ilk ve tek müzesi olma özelliğini taşıyan 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi, 1985 yılından beri artık fiili hizmette bulunmayan Zülfaris Sinagogu binasında 25 Kasım 2001 tarihinde hizmete girdi. Sokağın adı, eski kent haritalarında Zülfaris olarak okunur. Bu sözcük, “gelin perçemi” anlamına gelen Osmanlıca “zülf-ü arus”un halk dilinde kısaltmasıdır. Asıl adı “Kal Kadoş Galata” olan sinagog da halk arasında bu isimle anılmıştır. 1671’de varlığı bilinen, muhtemelen Cenevizlilerden kalan temelleri üzerine, 19. yüzyıl başında yeniden inşa edilen ve 1985’lere kadar sinagog olarak hizmet veren bu bina, “500. Yıl Kutlama Etkinlikleri” çerçevesinde 500. Yıl Vakfı tarafından restore edilerek müzeye dönüştürüldü. Üç kat üzerine kurulu olan müzenin giriş avlusunu, I. Dünya Savaşı, Çanakkale Cephesi ve Kurtuluş Savaşı sırasında vatan savunması uğruna yaşamlarını feda eden Türk Yahudi askerlerin anısına dikilen, heykeltıraş Nadia Arditti’nin “Yükselen Ateş” yapıtı süslemektedir. Bir zamanlar, gelinlerin, babalarının kolunda çıkarak eşlerinin kolunda indikleri merdivenlerden varılan birinci kattaki ana holde; Türk Yahudileri’nin tarihi, dini eşyalarda ve sosyal hayatta etkileşim, toplumsal yaşamın değişik alanlarına katılım, Osmanlı’da ilk matbaa, Türk Yahudi Basını’nın tarihçesi, Lozan Antlaşması’nın 42. maddesinden feragat, ulu önder Atatürk tarafından daha 1933 yılında ülkemize davet edilen ve Nazi baskısından kaçarak akademik yaşamlarına üniversitelerimizde devam eden Alman ve Avusturyalı bilim adamları, İkinci Dünya Savaşı sırasında görev yaptıkları Nazi işgali altındaki kentlerde yüzlerce Yahudi’yi ölümden kurtaran “Türk Schindler’leri” Türk diplomatlarının, onur köşesi ve daha birçok bilgi; objeler, panolar, grafikler ve haritalarla sunulmaktadır. Ana kubbenin izdüşümüne rastlayan ışıklı sekizgende Zülfaris’in tarihçesi ve sinagogda cereyan eden önemli olaylardan bazı alıntılar sergilenmektedir. Sinagog olarak işlev gördüğü dönemde kadınların ibadetine ayrılan üst galeride, sağ kanatta insan manzaraları, (erkekler, kadınlar, çiftler, çocuklar, aileler ve piknikler) sol kanatta ise 400. yıl ve 500. yıl kutlama etkinlikleri, Aşkenaz cemaatinin tanıtımı, her biri ayrı bir ibret belgesi olan Haydarpaşa Hemdat İsrael Sinagogu ve Manisa Moris Şinasi Çocuk Hastanesi’nin öykülerinin sergilendiği panolara yer verilmektedir. Etnografya bölümü olarak düzenlenen zemin kat salonunda ise, lohusalık-doğum ve sünnet, çeyiz, düğün kompozisyonlarının yanı sıra 1860 ila 1960’lı yılları arası kronolojik sırayla gelin-damat fotoğrafları bir zaman tüneli işlevi içinde nostaljik anıları tazelemekte, değişik giysiler, gelinlik, tılsımlar, mücevherler ve benzeri konularda örnekler de bu bölümde yer almaktadır... Müzeden ayrılırken, sokak kapısına doğru sağ duvardaki panoda; Atatürk, İsmet İnönü, Turgut Özal, Süleyman Demirel ve Mesut Yılmaz‘ın, Türk Yahudileri’yle ilgili beyanlarından özetleri okumak mümkündür. İstanbul Gezilecek Yerler
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı projeleri kapsamında, Adalar Vakfı, Adalar Belediyesi ve Adalar Kaymakamlığı’nın ortak çalışması ile hayata geçirilen Adalar Müzesi 10 Eylül 2010 tarihinde tamamen faaliyete geçti. İstanbul’un ilk çağdaş kent müzesi yaklaşımı, içeriği, sunumu, mekanları, yerleşimi ve etkinlikleri ile ziyaretçiler için farklı bir deneyim sunuyor. Ziyaretçileri, 9 İstanbul Adası’nın çeşitli haritaları ve uzay fotoğrafları üzerinde yapılan çalışmalar sonucu hazırlanan giriş animasyonu karşılıyor ve Adalar’a ilişkin temel kentsel bilgileri veriyor. Ada kayalıklarında fosilleşmiş izleri bulunan ve 400 milyon yıl önce bu denizlerde yaşadığı bilinen Dunkleosteus zırhlı balık replikası da hemen karşınızda yer alıyor. Müze Doğaya Sahip Çıkalım Mesajı Veriyor Adalar’ın doğası, tüm zenginlikleri, tarih boyunca sahip oldukları çeşitlilik, zamanla kaybolan canlı türleri, doğanın yok edilişi ve sonuçları genel izleyiciye anlatılırken, özellikle çocukları sürprizler bekliyor. Adalar’ı çevreleyen sularda zamanla yitirilen canlı türleri de yine bu bölümde. Yakın dönemde kaybolan balıklar, kabuklular ve bitkiler. Bir damla deniz suyunda yüzlercesi bulunan alglerden, mikroskobik canlıların karbonhidrat, yağ ve proteinden oluşan atıkları “müsilaj”a kadar Marmara’da tükenen yaşam ele alınıyor. Bu bölümde video ve özellikle çocuklar için mikroskop ile incelemeye başvurulmakta. Jeoloji Gezi Panosu Adalar’ın kuşları Antikçağ Yazarlarından ve Seyyahların Notlarından Adalar Adalar’da Hayatın Şekillenmeye Başlaması Adalar’ın İlk Sahipleri Sürgünden Sayfiyeye … Adalar’ın İstanbul’a Bağlanması ve Yerleşim Alanı Adalar Uzaktan Sevilen, Yazları Gidilen Sayfiye Yeri Adalar Adalar Mimarisi Nüfus Değişikleri ve Göç Adalar’a Ulaşım / Adalar İçinde Ulaşım / Kayık Yarışları Çalışması Deniz Ulaşımı ve Su Sporları Adalı Müzisyenler Adalar ve Lezzet Kaçış Yeri ve Yeniden Keşfedilen Adalar Müzenin Her Noktasından Ulaşılabilir Veri Tabanları Adalar’ın tarihi, bugünü ve geleceğine ait bilgilere ulaşmaya olanak veren dokunmatik ekranlar üzerinde Haritalar, Osmanlı Arşiv belgeleri, Mimari Miras, Sözlü Tarih ve Adalı ünlüler veri tabanı... Müze’nin Diğer Bölümleri • Kütüphane • Arşiv • Web sitesi www.adalarmuzesi.org • Etkinlikler, Atölyeler, Çocuk Eğitim Programları • Ada Lezzet Turları • Müze Dostları İstanbul Gezilecek Yerler

Balmumu Heykel Müzesi Fikri Nasıl Oluştu? Kurucusu Jale Kuşhan'ın anlatımıyla öğrenelim. "A. Ü. Jeofizik Mühendisliği Bölümü mezunuyum. İstanbul’da bir inşaat şirketinde çalışırken, Rusya ve Eski Doğu Bloğu ülkeleriyle süratle artan ticari, kültürel, ekonomik ve turizme dayalı ilişkilerimiz nedeniyle Rusça bilen kalifiye insan kaynağına ihtiyaç duyulduğunu fark ettim. Bunun üzerine çalıştığım firmadan ücretsiz izne ayrılarak Ukrayna’nın Odessa şehri Politeknik Üniversitesi Rus Dili Bölümü’ne kayıt oldum. O dönemlerde Rusya’da üretim durmuştu. Her şey yurt dışından getiriliyordu. Türkiye’ ye dönünce başta iş makineleri olmak üzere inşaat malzemeleri, cafe gereçleri vb konularda talepler almaya başladım. 1997 yılında kendi şirketimi kurarak ihracat yapmaya başladım. 1999 yılında St. Petersburg şehrinde yapılan uluslar arası makina fuarına katıldım. Çalışma saatleri dışında şehrin kültür ve sanat mekanlarını dolaşırken, balmumu heykel müzesini gezme olanağı buldum ve müzeyi gezerken çok etkilendim. Ülkemizde böyle bir müzenin olmadığını biliyordum müze yetkilileri ile görüştüğümde talep olduğu takdirde yurt dışında sergi açabildikleri bilgisini edindim. Bunun üzerine ülkemizde bir ilki gerçekleştirmek üzere girişimde bulundum. Müze yetkililerinden koşulları öğrendikten sonra üç bankadan kredi alarak 34 dünya büyüğüne ait balmumu heykellerini üç ay boyunca ülkemizde sergilemek üzere kiralayarak Türkiye’ye getirdim. O dönemde Türkiye’de balmumu heykel sanatının ne olduğu halk tarafından bilinmiyordu. Tanıtım için çok çaba sarf etmek gerekiyordu. Sergi alanı bulmakta zorlanıyordum. Diğer yandan sergiyi geçici olarak Türkiye’ye getirdiğim için Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan alınan uzatma süreleri dolunca müze yetkilileri ile görüştüm. Bunun üzerine kira öder gibi ödeme yaparak 34 heykeli St. Petersburg Müzesi’nden satın aldım. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Türk büyüklerinin heykellerini yaptırmaya başladım. 11 yıl içinde 60’e çıkan heykel sayısı giderek artmakta, müzeye Türk ve Dünya tarihinden isimler eklenmeye devam etmektedir. Bu sanatı halka tanıtmak adına 11 yılda 26 şehirde 50 sergi açtık. Bu çabalarımız sonucunda halkta, balmumu heykel sanatı ile ilgili farkındalık oluşmuştur. Bu durum müzeyi halkla buluşturma açısından olumlu iken; diğer yandan heykellerin hassasiyeti açısından sorun yaratmaktadır. Ne kadar dikkat edilse de, sürekli taşınmalarda heykeller zarar görebilmektedir. Bu nedenle zaman zaman heykellerin bakım, onarım ve makyajı konusunda eğitim almaktayım. Hedefim; İstanbul’da Türk ve Dünya büyüklerinden 100 ünlünün yer aldığı, dünyadaki ilkleriyle dünya çapında sabit bir Balmumu Heykel Müzesi kurmak, zaman zaman yurt dışında sergiler açarak ülkemizi en iyi şekilde temsil etmek, ayrıca müze bünyesinde kurulabilecek atölyede balmumu heykel sanatçılarının yetişmesine olanak sağlamaktır." İstanbul Gezilecek Yerler

Şirketin kuruluşundan beri gün ışığına çıkarılmayı bekleyen eserlerle, Türk deniz taşımacılığının geçmişten günümüze taşıdığı misyonu, geniş kitlelere duyurmak, tanıtmak, sevdirmek amacıyla 06.11.1995 tarihinde açılmıştır. Müze, İşletme Genel Müdürlüğü ile aynı binada bulunmaktadır. Bina 1912–1914 yıllarında yapılmıştır. Sergilenmekte olan eserler, İşletmenin kuruluşundan günümüze aktarılan, Mustafa Kemal Atatürk’ün gemi hatıra defterine yazdığı el yazmaları, resimler, (Diyarbakırlı Tahsin, İbrahim Çallı, Fikret Otyam vs.), maketler, gemi objeleri (pusula, telgraf, fener vs) şeklindedir. İstanbul Gezilecek Yerler

İstanbul Demiryolu Müzesi, Sirkeci Garı içinde 23.09.2005 tarihinde açılmıştır. 45.50 metrekarelik bir alanda hizmet veren müzede 300 adet kültür varlığı sergilenmektedir. İstanbul Gezilecek Yerler
Türkiye’nin ilk modern ve çağdaş sanat müzesi İstanbul Modern, ülkemizin sanatsal birikiminin küresel ölçekte paylaşılmasına ve geleceğe aktarılmasına aracılık eder, farklı coğrafyalardan üretimleri İstanbul’da bir araya getirir. Boğaz kenarına inşa edilen 4 no’lu Antrepo binasında 2004 yılında kapılarını açan İstanbul Modern'in eski yapıyla aynı konumda inşa edilmiştir. Sergi ve programlara ev sahipliği yapan müze binası; sergi salonları, çok amaçlı mekânlar, ofisler, eğitim ve farklı kültürel etkinlikler ile diğer faaliyetler için alanlar barındırmaktadır. İstanbul Gezilecek Yerler Kaynak: İstanbul Modern Sanat Müzesi
.jpg?format=jpg&quality=50)
Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi, iki ayrı yapı içinde yer almaktadır. Bunlardan birincisi, 19. yüzyıl sonlarında inşa edildiği kabul edilen, üç tam bir çatı katından oluşan ve üslup olarak Avrupa halk geleneksel mimarisinden örnek alınarak yapılmış bir yapıdır. Kagir zemin üzerine ahşap/bağdadi tarzda inşa edilmiş olup, "Azaryan Yalısı" olarak bilinmektedir. Fotoğraf: Official Turkish Museums Yalı, 1950 yılında Koç ailesince satın alınmış ve müzeye dönüştürülmesine karar verilen 1978 yılına kadar da yazlık olarak kullanılmıştır. 1978 - 1980 yılları arasında, Sedat Hakkı Eldem'in hazırladığı bir restorasyon projesinin uygulanmasıyla bina müzeye dönüştürülmüş ve Sadberk Koç Koleksiyonu sergilenmek üzere, 14 Ekim 1980 yılında ziyarete açılmıştır. Fotoğraf: Official Turkish Museums Bahçesiyle birlikte 4280 metrekare olan Azaryan Yalısı 400 metrekarelik bir alana oturmaktadır. Giriş katında, hediyelik eşya dükkânı ve ufak bir çay salonu bulunmaktadır. Bugün kullanılmayan ana girişin tavanı, eski Roma mimarisinden esinlenilmiş kartonpiyer kasetlerle süslüdür. Katlara ahşap merdivenle çıkılır ve duvarlar mermer taklidi kalem işi boyalıdır. Giriş katının üzerindeki birinci ve ikinci katların orta ana salonları ve bunlara açılan odalar sergileme mekanları olarak kullanılmaktadır. Çatı katında ise, eser depoları, çalışma odaları ve kitaplık bulunmaktadır. Fotoğraf: Official Turkish Museums Binanın dış yüzünde, pencere aralarında, (X) şeklinde ahşap süslemeler binayı diğer yalılardan ayırır. Ayrıca bina yüzeyindeki kabaralar, halk arasında "Vidalı Yalı" olarak anılmasına da neden olmuştur. Fotoğraf: Official Turkish Museums Vehbi Koç Vakfı'nın, 1983 yılında satın alarak Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonlarına kattığı Kocabaş eserlerinin sergilenebilmesi için, mevcut binanın hemen yanında bulunan ve 20. yüzyıl başlarında inşa edildiği sanılan, yarı yıkık durumdaki başka bir yalı, ön cephesi aslına uygun olarak, yeniden inşa edilmiştir. Restorasyon projesi İbrahim Yalçın tarafından hazırlanan müzenin inşaatı iki yıl sürmüştür. 24 Ekim 1988 yılında "Sevgi Gönül Binası" adıyla açılan bu müzede İslam öncesi arkeolojik eserler sergilenmektedir. Çağdaş bir müze uygulaması nedeniyle 1988 "Europa Nostra" ödülüne layık görülmüştür. Fotoğraf: Official Turkish Museums Betonarme olarak inşa edilen yapının ön cephesi ahşap kaplıdır. Yan taraf ise, ahşap taklidi mermer sıvalıdır. Bu önlem yangın tehlikesine karşı alınmıştır. Önden üç, arkadan zemin dahil dört kat olan binanın giriş katında, çok amaçlı bir salon ve konservasyon laboratuvarı bulunmaktadır. Fotoğraf: Official Turkish Museums Ana ve ara katlarda, kronolojik bir sıra içinde, arkeolojik eserler sergilenmektedir. Sergileme alanı toplam 625 metrekaredir. Girişteki salon Afyon beyazı, merdivenler ve sergi salonlarının zemini siyah Adapazarı mermeri ile kaplıdır. Sergi salonları gün ışığına kapatılmış ve vitrinler, çağdaş bir aydınlatma ile modern bir müze hüviyeti kazanmıştır. Kaynak: Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü İstanbul Gezilecek Yerler
Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi, İstanbul'da Boğaziçi'nin en eski yerleşimlerinden Emirgan'da yer almaktadır. Müzenin ana binası olan villa, 1927 yılında Mısır Hidiv ailesinden Prens Mehmed Ali Hasan tarafından İtalyan mimar Edouard De Nari'ye yaptırılmış ve Hıdiv ailesinin değişik mensupları tarafından uzun yıllar yazlık konut olarak kullanılmış, kısa bir süre de Karadağ Sefareti olarak hizmet vermiştir. 1951 yılında Adanalı sanayici Hacı Ömer Sabancı tarafından Hidiv ailesine mensup Prenses İffet'ten satın alınan köşk, aynı yıl satın alınarak önüne yerleştirilen Fransız heykeltıraş Louis Doumas'ın 1864 yapımı at heykelinden ötürü "Atlı Köşk" olarak anılmaya başlanmıştır. Atlı Köşk'ün arazisi içindeki ikinci at heykeli ise, 1204 yılında 4. Haçlı Seferi sırasında Haçlı kuvvetlerince yağmalanan İstanbul Sultanahmet meydanından alınarak, Venedik San Marco kilisesi önüne yerleştirilen 4 attan birisinin dökümüdür. 1966 yılında Hacı Ömer Sabancı'nın vefatından sonra aile büyüğü olan Sakıp Sabancı tarafından sürekli konut olarak kullanılmaya başlanan Atlı Köşk, uzun yıllar Sakıp Sabancı'nın zengin hat ve resim koleksiyonunu barındırmış, 1998 yılında da içindeki koleksiyon ve eşyalar ile müzeye dönüştürülmek üzere Sabancı Üniversitesi'ne tahsis edilmiştir. Modern bir galerinin eklenmesiyle 2002 yılında ziyarete açılan Müze'nin sergileme alanları 2005 yılındaki düzenleme ile genişletilerek, teknik düzeyde uluslararası standartlara kavuşmuştur. Bugün Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi zengin koleksiyonu, kabul ettiği kapsamlı uluslararası geçici sergileri, konservasyon birimleri, örnek eğitim programları, yapılan çeşitli konser, konferans ve seminerleriyle çok yönlü bir müzecilik ortamı sunmaktadır. İstanbul Gezilecek Yerler
Eski Şark Eserleri Müzesi koleksiyonları, Anadolu ve Mezopotamya'nın Yunan öncesi, Mısır ve Arap Yarımadası'nın İslam öncesi çağlarına ait eserlerinden oluşur. Bu eserlerin çoğunluğu 19. yüzyıl sonunda başlayıp, I. Dünya Savaşı'na kadar süren arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılmış ve bu ülkelerin o zamanki hakimi olan Osmanlı Devleti'nin başkenti İstanbul'a getirilmiştir. İslamiyet Öncesi Arabistan Eserleri, Mısır Eserleri, Mezopotamya Eserleri, Anadolu Eserleri, Urartu Eserleri ve Çivi Yazılı Belgeler bölümlerinden oluşan Eski Şark Eserleri Müzesi'nde anlatım bölgesel bir sınıflama ile yapılmış; Arabistan Yarımadası, Mısır, Mezopotamya ve Anadolu kültürleri kendi tarihi gelişimleri içinde sunulmuştur. Akad Kralı Naramsi'nin Steli, Kadeş Anlaşması, İştar Kapısı gibi eşsiz eserlerin yanında 75 bin tane çivi yazılı belgenin bulunduğu Tablet Arşivi de bu bölümde yer alır. Tarihçe Eski Şark Eserleri'nin bugün içinde bulunduğu bina, Osman Hamdi Bey tarafından 1883 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi yani Güzel Sanatlar Akademisi olarak inşa ettirilmiştir. İleride Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin temellerini oluşturacak olan bu akademi Osmanlı Devleti'nde açılmış olan ilk güzel sanatlar okuludur. Binanın mimarı daha sonra İstanbul Arkeoloji Müzeleri Klasik binasını inşa edecek olan Alexander Vallaury'dir. 1917 yılında içindeki akademinin Cağaloğlu'nda başka bir binaya taşınması üzerine bu bina Müzeler Müdürlüğü'ne tahsis edilmiştir. Dönemin müze müdürü Halil Edhem Bey Yakındoğu ülkelerinin eski kültürlerine ait eserleri Yunan, Roma ve Bizans eserlerinden ayrı sergilenmesinin daha uygun olacağını düşünmüş ve binanın Eski Şark Eserleri Müzesi olarak düzenlenmesini sağlamıştır. Bu iş için davet edilen Alman uzman Eckhard Unger, 1917-1919 ve 1932-1935 yıllarında İstanbul'da çalışmış, müzenin teşhirini tamamlamış ve eserler üzerine bir dizi yayın yapmıştır. II. Dünya Savaşı sırasında savunma amacıyla boşaltılan müze, daha sonra Osman Sümer tarafından Unger'in ilkelerine göre tekrar düzenlenmiştir. 1963 yılında müze yapısında büyük bir düzenleme yapılarak 1974 yılında tekrar ziyarete açılmıştır. En son 1999-2000 yıllarında bakım ve onarımları yapılan Eski Şark Eserleri Müzesi 8 Eylül 2000'de bugünkü haline kavuşmuştur. İstanbul Gezilecek Yerler
8 Haziran 2005’te açılan Pera Müzesi, Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın nitelikli ve geniş ölçekli kültür-sanat hizmeti vermek amacıyla kurduğu bir özel müzedir. 2003-2005 döneminde restoratör mimar Sinan Genim’in hazırladığı proje çerçevesinde Tepebaşı'ndaki tarihi Bristol Oteli’nin cephesi korunarak çağdaş ve donanımlı bir müze olarak inşa edilen binasında faaliyet göstermektedir. Pera Müzesi, Suna ve İnan Kıraç Vakfı’na ait “Oryantalist Resim”, “Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri” ve “Kütahya Çini ve Seramikleri” koleksiyonlarını ve bu koleksiyonların temsil ettiği değerleri, sergiler, yayıncılık ürünleri, sözlü etkinlikler, eğitim etkinlikleri ve bilimsel çalışmalar aracılığıyla kamuyla paylaşmakta, gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlamaktadır. Aralarında Tate Britain, Victoria ve Albert Müzesi, St. Petersburg Rus Devlet Müzesi, JP Morgan Chase Koleksiyonu, New York School of Visual Arts, Maeght Vakfı gibi dünyanın önde gelen müze, koleksiyon ve vakıflarıyla ortak sanat projeleri üreten Pera Müzesi, düzenlediği dönemli sergilerle, “Jean Dubuffet”, “Henri Cartier-Bresson”, “Rembrandt”, “Niko Pirosmani”, “Josef Koudelka” “Joan Miró”, “Akira Kurosawa”, “Marc Chagall”, “Pablo Picasso”, “Fernando Botero”, “Frida Kahlo”, “Diego Rivera”, “Goya” gibi dünyanın usta sanatçılarının yapıtlarını ülkemiz sanatseverleriyle buluşturmuştur. Açıldığından bugüne her yıl ulusal ve uluslararası eğitim ve sanat kurumlarıyla işbirliği yaparak genç sanatçıları destekleyen sergiler de düzenleyen Pera Müzesi, tüm sergilerini kitaplar, sözel etkinlikler ve çocuk eğitim programlarıyla da desteklemektedir. Dönemsel programları ve etkinlikleriyle dikkat çeken Pera Film ise ziyaretçilere ve sinema meraklılarına, klasiklerden bağımsız filmlere, animasyon ve belgesellere uzanan, kimi zaman sergilere paralel kapsamlı gösterimler düzenlemektedir. İstanbul Gezilecek Yerler

Türk sporunun temel direği Fenerbahçe Spor Kulübü, tam 35 dalda 100 yıllık başarılarla dolu çalışmalarında çok değerli ödüller ve kupalara sahip olmuştur. Fenerbahçe ilk kupasını 5 Haziran 1910’da İstanbul’un ünlü Rum kulübü Sturugglers’i 3 – 1 yenerek kazandı. 1913 yılında Altıyol ağızındaki lokalde kupa ve heykellerin sayısı 10’a ulaşınca bunlar için küçük bir vitrin satın alındı. 1914 yılında Kuşdili’nde iki katlı ahşap lokale geçildiğinde git gide zengin bir kimliğe bürünen müze için ikinci katta bir oda ayrıldı. Kazanılan ödülleri koymak için yeni vitrinler yaptırıldı. 1932 yılındaki yangına dek kalınan Kuşdili Lokali'nde ödüllere (kupalara) ayrılan bu küçük odanın da bir süre sonra yetmediği, ihtiyacı karşılamadığı göründü. Kupa, şilt ve vazoların bir bölümü diğer odalara alt kattaki büyük salona konmaya başlandı. Fenerbahçe Spor Kulübü'nün kupa sayısı 1932 yazı başlarında 150’yi aşmıştı. Ancak kulübün ilk 25 yıllık faaliyetlerinin kanıtı olan bu kupa, şilt v.b. ödüller 5/6 haziran 1932 gecesi çıkan yangında kulüp binası ile birlikte yandı. Sıfırlanan Fenerbahçe Müzesi yangından sonra hemen ve yeniden doğdu. 1932 yılından sonra çalışma dallarının çeşitlenmesi ile de her yıl kazanılan sayısız kupa, şilt, plaketler ile günümüze dek gelindi. Fenerbahçe burnundaki sosyal tesislerin açılmasından sonra uzun yıllar kazanılan kupa, şilt ve plaketler oradaki vitrinlerde sergilendi. Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu stadının yeniden yapılması sırasında Aziz Yıldırım başkanlığındaki yönetim kurulu Avrupa standartlarının üzerinde modern bir müzenin stadın içinde kurulması kararını aldı. Bu karar kısa bir sürede hayata geçirildi. Fenerbahçe Spor Kulübü Müze Tarih ve Arşiv Kurulu Başkanı sayın Sertaç Kayserilioğlu’nun önderliğinde yaklaşık bir yıl süren yoğun çalışmalardan sonra müzenin resmi açılışı 19 ekim 2005 tarihinde yapıldı. Müzenin Yeri ve Bölümleri: Dünya'da futbolıun doğuşu bölümü. Fenerbahçe Spor Kulübünün ilk kuruluş toplantısının, dönemin eşyaları ile mumyalarla canlandırıldığı bölüm. Mütareke ve İşgal dönemi sırasında Dereağzı'ndaki lokalimizden cepheye silah, cephane kaçırılma anının mumyalarla canlandırıldığı bölüm. Union Clup sahasından Şükrü Saracoğlu'na stadın evrelerini sunulduğu bölüm. Kuruluştan itibaren tüm branşlarda ki başarıları simgeleyen her türlü şilt, madalya berat fotoğraf, belge v.b. materiyallerin sergilendiği bölümler. Kuruluştan günümüze her dönemde ki bir kısmı orijinal forma, çorap v.b giysilerin sergilendiği bölümler. İlk tüzükler, eski üye kartları, eski lisanslar, eski maç biletleri, kulüp piyango biletleri v.b. belgelerin sunulduğu bölümler. Eski maçlardan filmlerin ve Fenerbahçe belgesellerinin oynatıldığı sinama odası. Atatürk'ün 3 Mayıs 1918 yılında ki kulübü ziyareti ve şeref defterini imzalama anının mumyalı olarak canlandırıldığı bölüm. Bütün bu bölümlerden başka yıllara göre sınıflandırılmış olarak Fenerbahçe Spor Kulübü'nün 100 yılda çeşitli branşlarda kazandığı 3 bin kupa şilt ve plaket'in 426 tanesi de müzede sergilenmektedir. İstanbul Gezilecek Yerler

Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne bağlı olan ve İstanbul'un Beyazıt İlçesi'nde bulunan Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi II. Beyazıt Külliyesi'ne ait olan Beyazıt Medresesi içindedir. Daha önce giriş kapısının sağında, büyük dikdörtgen havuz bulunduğundan, halk arasında "Havuzlu Medrese" olarak da tanınmaktadır. Padişah II. Beyazıt tarafından 1506-1508 yıllarında yaptırılmıştır. Müzenin bulunduğu medresenin tarihçesi: Medresenin inşası, 1506-1508 de tamamlanmıştır. Caminin inşası 1497-1506 yılarındadır, Ancak Vakıflar Genel Müdürlüğü'ndeki Vakfiye, 1505 tarihini taşımaktadır. Bu durum, caminin tamamlandıktan sonra, külliyenin vakıf kapsamına alındığını Beyazıt Medresesi'nin vakfiyesinde, şeyhülislamların müderrislik yapması şart koşulmuştur. Ancak şeyhülislamların işlerinin yoğunluğu nedeni ile, eğitim için yerlerine vekil tayin ettikleri ve böylece ders vekaleti müessesesinin doğduğu anlaşılmaktadır. Camiinin kuzey batısında ve biraz uzağında olan klasik medrese planındaki II. Beyazıt Medresesi, merkezi bir dershanenin üç tarafında, sade silmeli, girişte kırmızı beyaz taşlar ve tacındaki tomurcuklarla ekleyici bir görünümü vardır. Baklavalı köşeliklere oturan kubbeli, iki yanında setlere sahip bir alandan sonra basık kemerli sade silmeli kapıyla karşılaşılır. Kapı üzerinde, sarı ve siyah boya ile yapılmış Rumî ve hatâîlerden oluşan bir alınlık bulunmaktadır. Normal odalar, kareye yakın planlıdır. Köşe odalar ise daha büyüktür. Köşe odalarda, üç adet alt, bir adet üst pencere bulunmaktadır. Revak 25 kubbelidir. Sol kolda üstü tonozlu bir geçit yer almaktadır. Bu geçidin işlevi anlaşılmamaktadır. Bir olasılıkla, buraya bağlı bir bölüme geçiş için kullanıldığı düşünülmektedir. Dershane binası, revaklardan 3.65 metre uzakta olup aralarında sadece bir duvar bağlantısı vardır. Dokuz alt ve on iki üst penceresi bulunmaktadır. Yanlarda birer dolap yeri vardır. Ocak bulunmamaktadır. Kubbe kemeri yuvarlak, kapı kemeri pembe beyaz mermerdendir ve kubbe kasnağı sekiz kemerlidir. Giriş kapısı önünde, ince mermer sütuna basan ve sonradan eklendiği tahmin edilen ahşap bir saçak vardır. Şadırvan, kaidesiz altı sütun üstünde, baklava başlıklı bir saçağa sahiptir. Havuz kısmı ise, sekiz kemerli olup, sade bir eserdir. Gerek dershane, gerek medrese kapısında kitabe yoktur. Medrese, birçok onarım görmüştür. Beyazıt Medresesi, medreselerin kapatılmasından sonra, evrak tevzi yeri, fakirler için yerleşme yeri, bir süre yurt ve nihayet Belediye Müzesi ve Umumi Kütüphane olarak kullanılmıştır. 1943'dan sonra Gazanfer Ağa Medresesi'nin onarımı üzerine, Belediye İnkılâp Müzesi, Beyazıt Medresesi'nden Gazanfer Ağa' ya taşınmış burada sadece kütüphane kalmıştır. İlk defa, 1968 yılında Yavuz Selim Medresesi'nde açılan Yazı Müzesi, Bayezit Medresesi'nin Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmesinden sonra, 28 Ekim 1984 tarihinde, Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi adı ile ziyarete açılmıştır. Yazma ve levha eserlerin yanı sıra, çeşitli malzeme üzerine, (taş, cam, kumaş, maden) yazılmış eserlerin bulunduğu müzede, 277 adedi sergide olmak üzere toplam 3638 eser mevcuttur. Dershane odasında da kutsal emanetler sergilenmektedir. Müzedeki eserler, yazı çeşitlerine göre ayrılarak, eğitici olması ön planda tutularak sergilenmiştir. Müze bahçesinde Ahmet Ziya Bey tarafından yapılmış iki güneş saati bulunmaktadır. İstanbul Gezilecek Yerler
Polonyalı şair Adam Mickiewicz’in İstanbul’a geldiğinde yerleştiği ve hayatını kaybedene kadar yaşadığı İstanbul Beyoğlu’ndaki ev, şairin vefatının yüzüncü yıldönümünde müze olarak açılmıştır. Rusya ile yapılan Kırım Savaşı’nda Türk hizmetinde çalışan Polonyalılarla ilişkileri arttırmak ve onları güçlendirmek için İstanbul’a gelen Mickiewicz arkadaşları ile bu evde kalmıştır. Kırım Savaşı’nda Polonyalıların toplandıkları bir merkez olan evde Polonyalı göçmenler arasında çıkan 1830 yılındaki ayaklanma sonunda İstanbul’a gelen ve Polonezköy’ü kuran Adam Czartoryski, yazar T.T. Jez ile sonradan Müslüman olan Adam Michalowski de yaşamıştır. Kurtuluş semtindeki çadırlarda bulunan hastaları ziyaret ettiğinde kaptığı sanılan kolera hastalığından ötürü şair Adam Mickiewicz, 1855 yılında evinde hayatını kaybetmiştir. Şairin yaşadığı üç katlı ev, bugün müze olarak Mickiewicz’ın zorluklarla dolu yaşamını günümüze taşımaktadır. Binanın mahzeninde şairin sembolik kabri de bulunmaktadır. Müze, Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ne bağlıdır. İstanbul Gezilecek Yerler

Türkiye’nin ilk çağdaş sanat müzesi olan Doğançay Müzesi, kapılarını 2004’te halka açmıştır. Beyoğlu’nda, 150 yıllık beş katlı tarihi bir binada yer alan müzede Burhan Doğançay’ın eserlerinden küçük bir retrospektifle, babası Adil Doğançay’ın eserleri sergilenmektedir. Sanatçının müzede yer alan eserleri, onun erken dönem figüratif resimlerinden başlayıp, kent duvarlarından ilham alan işlerine ve fotoğraflarına uzanan elli yıllık sanatsal gelişimini kapsamaktadır. Doğançay Müzesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve sponsor firmalarla işbirliği içinde 2005’ten bu yana temel eğitim okullarında jürili sanat yarışmaları düzenlemekte ve sonuçlarını kamuoyuyla paylaşmaktadır. Her yıl 1500 okuldan, 8-14 yaşlarında ortalama 7 bin öğrenci bu etkinliğe katılmaktadır. Müze, eğitime sanat üzerinden destek vermeyi amaçlayan bu yarışmaları gelecekte de sürdürmeyi planlamaktadır. İstanbul Gezilecek Yerler
I. Dünya Savaşı sonunda, en eskisi 1912 yılına ait olmak üzere muhtelif milletlere ait tayyareler ile hangarlarda 1. Dünya Savaşı devamınca Almanlar tarafından yapılan her tip tayyareden bir, iki ve üçer adet bulunması Hava Kuvvetleri Müfettişliği’nce bir hava müzesi kurma kararı alınmasına neden olmuştur. Düşmandan ele geçirilmiş ganimet uçakların da aynı amaçla toplatılmasına başlanmıştır. Ancak müze için toplanan bu uçakların, Kurtuluş Savaşı’nda zarar görmemesi için Kartal Maltepe’ye götürülmesi düşünülmüş, fakat taşıma sırasında uçakların bir kısmı büyük ölçüde hasar görmüştür. Bu hasarlar ile Kurtuluş Savaşı’nda meydana gelen uçak kırımları, hava müzesi kurma fikrini geciktirmiştir. 1960 yılında zamanın Hava Kuvvetleri Komutanı Hv. Org. İrfan Tansel`in direktifiyle Türkiye`de Hava Müzesi kurma fikri gündeme gelmiş ve bu amaçla 1963’te yayınlanan bir emirle Hava Kuvvetleri ve diğer birliklerde kullanılan uçaklardan birer adedinin korunması istenmiştir. Sürdürülen çalışmalar sonucu 1966 yılında Hava Müzesi Teşkilatı oluşturulmuş ve 15 Mayıs 1971 yılında İzmir Cumaovası Sivil Havaalanında Türkiye’nin İlk Hava Müzesi açılmıştır. Açılışında büyük ilgi görmesine rağmen, şehir merkezine uzaklığı ve ulaşım zorlukları nedeniyle istenilen seviyede ziyaretçilerin ilgisini çekemediğinden Hava Müzesi için yeni yerleşim alanı arayışına girilmiştir. Cumaovası pistinin onarımı, meydanın eğitim uçuşları için geliştirilmesi ve sivil hava trafiği için de bu meydandan faydalanılması kararı iskan ve yerleşme açısından yeni problemler doğurmuş olduğundan Hava Müzesi’nin daha uygun bir yere nakli zorunlu hale gelmiştir. Hava Müzesi, İzmir-Cumaovası’nda 1978 yılına kadar faaliyetine devam etmiştir. Yapılan inceleme sonucunda mevkii, ziyaretçi potansiyeli, geliştirme ve idame kolaylıkları, ilk hava birliğinin kurulduğu yer olması ve taşıdığı tarihi önem de dikkate alınarak, Hava Müzesi için en uygun yerleşim alanının Hava Harp Okulu’nun da yakınında konuşlanmış olduğu İstanbul-Yeşilköy’de bulunan Askeri Havaalanının bitişiğindeki alanda konuşlandırılması kararının alınması fikrini güçlendirmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı yeni Hava Müzesi binası inşaatına 1977 yılında başlanmış, 1983 yılında tamamlanmıştır. Modern müzecilik anlayışı içerisinde, 2 bin 365 metrekaresi kapalı, 12 bin metrekaresi açık sergileme alanlarını kapsayan toplam 65 bin metrekare alan üzerine kurulmuş olan müzenin iç mimarisi ve dekorasyonu İstanbul İl Kültür, Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü ile Mimar Sinan Üniversitesi’nden teknik eleman ve uzmanlarınca gerçekleştirilmiş ve 16 Ekim 1985’te Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Halil SÖZER tarafından ziyarete açılmıştır. İstanbul Gezilecek Yerler
Deniz Müzesi, 31 Ağustos 1897 tarihinde Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa`nın emirleri ve Tersane Komutanı Amiral Arif Hikmet Paşa`nın destekleri ile Binbaşı Süleyman Nutki tarafından Tersane-i Amire bünyesindeki Mayın Müfreze Komutanlığı'na ait binada dünyanın nadir örneklerinden biri olarak "Müze ve Kütüphane İdaresi" adıyla kurulmuştur. Önceleri tasnifi yapılmamış, müze deposu olarak sergiye açılmıştır. 1914 yılında Bahriye Naziri olan Cemal Paşa, denizciliğin tüm kollarında olduğu gibi müzede de reform yapmış ve müdürlüğe Deniz Yüzbaşı Ressam Ali Sami Boyar`ı getirerek, bilimsel anlamda müzenin yeniden düzenlenmesine olanak sağlamıştır. Ali Sami Boyar 1917 yılında müzenin ilk kataloğunu yayınlamış, Türk gemilerinin tam ve yarım modellerinin yapılması için "gemi model atölyesi" ve mankenlerin yapıldığı "mulaj (döküm)-manken atölyesi"ni kurarak, müzenin geliştirilmesine ve bugünkü halini almasına temel oluşturmuştur. 1933 yılında Kasımpaşa`daki Nakkaşhane binasına taşınan müze, bu kez "Bahriye Müzesi Müdürlüğü" adıyla açılmış, II. Dünya Savaşı`nda ise olası tahribattan korumak üzere Ankara, İzmit ve Niğde`ye aktarılmıştır. 1946 yılında müzenin tekrar İstanbul`da kurulmasına karar verilerek önce bugünkü Kuzey Deniz Saha Komutanlığı binasına depolanmış, sonra da Dolmabahçe Camii Hünkar Mahfeli`ne taşınmıştır. Yeni müze müdürü Haluk Şehsuvaroğlu idaresinde, 1948 sonbaharında Preveze Deniz Zaferi`nin 410. yıldönümü sırasında "Deniz Müzesi ve Arşivi Müdürlüğü" adı ile ziyarete açılmıştır. 1956 yılında Dolmabahçe yolunun genişletilmesi sırasında müzenin müştemilatından olan garaj ve kayıkhane binası istimlak edilmiş, burada bulunan arşiv ve belgeler Dolmabahçe Sarayı`nın kuzey kısmında bulunan (bugünkü Deniz Tarih Arşivi binası) Arabacılar Dairesi`ne taşınmıştır. Son olarak 27 Eylül 1961 yılında, Beşiktaş semtinin İskele Meydanı`nda Türk Amirali Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa`nın anıtı ve türbesi yanında, bugünkü bulunduğu yere taşınmıştır.4 Ekim 2013 de yeni binasında hizmete açılmıştır. Türkiye`nin denizcilik alanında en büyük ve içerdiği koleksiyon çeşitliliği açısından dünyanın sayılı müzelerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir. İstanbul Gezilecek Yerler
Maarif Nazırı Saffet Paşa tarafından 1865 yılında Neo-klasik tarzda inşa edilmiş olup, Maarif-i Umumiye Nezareti ve İstanbul Darülfünun hizmetlerinde kullanılmıştır. Darülfünun olarak hizmet verdiği sıralarda (1875 Yılında) Uluslararası Resim Sergisi burada açılmıştır. II. Abdülhamit döneminde sansür binası olarak kullanılmıştır. 1908 yılında Şehremaneti’ne (İstanbul Belediyesi) devredilmiştir. 1908 yılından 1983 yılına kadar belediyenin çeşitli bölümleri bu binada hizmet vermiştir. 1983’de dönemin Belediye Başkanı Abdullah Tırtıl ve (Türkiye) Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu’nun (Nezih Demirkent dönemi) birlikte yaptıkları görüşme sonunda Basın Müzesi olarak hizmet vermesi kararlaştırılmıştır. 1984-1988 yılları arasında restore edilip 9 Mayıs 1988 tarihinde hizmete açılmıştır. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi, İstanbul`un ünlü kültür ve sanat merkezlerinden biridir. Basın Müzesi dünyadaki benzerlerinden daha üstün niteliklere sahiptir. Başka ülkelerdeki basın müzeleri ya basın teknolojisine yönelik olmakta ya da basın - yayın dünyasındaki eserleri içermektedir. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi, müzecilik açısından taşıdığı bu üstünlüğünün yanı sıra, kültür ve sanat etkinlikleri yönünden de devletçe dahi gerçekleştirilmeyen işlevleri yerine getirmektedir. Konferans ve panel, gibi toplantılarla, çeşitli sanat çalışmaları ve değişik seminerler düzenlemesi Basın Müzesi`nin faaliyetlerinden yalnızca birkaçıdır. 4 kattan oluşan Basın Müzesi, yalnız Sultanahmet – Çemberlitaş - Beyazıt turistik çevresinin bir kültür-sanat merkezi olmakla kalmamakta, İstanbul’un önde gelen bir övünç kaynağı olmaktadır. Basın Müzesi`nin salonlarında basın teknolojisinin başlangıçtan bu yana geçirdiği evrimi izlemek olasıdır. Taşbaskı örnekleri, düz baskı makinesi, rotatif tipo entertip, prova tezgahları, giyotin, eski daktilolar, teleksler, telefotolar arasında ücretsiz olarak nostaljik bir gezi yapabilirsiniz. İstanbul Gezilecek Yerler
Mustafa Kemal Atatürk’ün Milli Mücadele çalışmaları sırasında kiracı olarak kaldığı ev 28 Mayıs 1928’de İstanbul Belediyesi tarafından satın alınarak 15 Haziran 1942’de İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Lütfi Kırdar tarafından Atatürk İnkılabı Müzesi olarak ziyarete açıldı. 9 Ocak 1962’de geçirdiği yangın tehlikesinden sonra onarılarak 4 Mart 1962’de yeniden açılan müze, 1977’de Belediye tarafından Turing Otomobil Kurumu ve İş Bankası’na restore ettirildi ve 19 Mayıs 1981’de tekrar ziyarete açıldı. Müze 1989 yılında onarım amacıyla kapatılarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından bir kez daha restore edilerek 1991 yılında yeniden hizmete girdi. Mustafa Kemal Paşa, Aralık 1918-16 Mayıs 1919 tarihleri arasında kaldığı bu evde asker ve sivil arkadaşlarıyla birlikte vatanın kurtuluş planlarını hazırladı. Çalışma arkadaşları arasında, İsmet İnönü) Paşa, Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Kazım (Karabekir) Paşa ve Rauf Orbay gibi önemli isimler vardı. Mustafa Kemal Paşa döneminde evin giriş katında yaver ve yemek odaları, ikinci katında toplantı ve çalışma salonu ile yatak odaları bulunuyordu. Üçüncü kat ise annesi Zübeyde Hanım ve kız kardeşi Makbule Hanım tarafından kullanılıyordu. Atatürk Müzesi koleksiyonunun önemli bölümünü Atatürk’ün kişisel eşyaları, kıyafetleri, üniformaları, askeri ve sivil yaşamına ait fotoğrafları, el yazısı ile yazdığı çeşitli belgeleri, madalyaları, hatıra eşyaları oluşturmaktadır. Müzede kız kardeşi Makbule Atadan tarafından armağan edilen eşyalar arasında sivil giysiler, Mustafa Kemal armasını taşıyan mendil ve gömlekler ile iç çamaşırları bulunmaktadır. Müşir üniforması ve Sivas Kongresi’nde giydiği elbise, tarihî değeri önemle vurgulanacak parçalar arasındadır. Yazı takımı ile ilgili parçalar, sigara tabakaları, madalyalar, Amerika Başkanı Roosevelt’in hediyesi olan ahşap möbleli radyo-pikap hatıra eşyaları arasında yer almaktadır. Ressam İbrahim Çallı ve Zeki Kocamemi tarafından yapılmış yağlı boya tablolar da koleksiyonun önemli parçalarındandır. Müzede orijinal eserler arasında V. Pisani tarafından yapılmış olan ve Kurtuluş Savaşı’nı simgeleyen suluboya tablolar da bulunmaktadır. İstanbul Gezilecek Yerler

İstanbul Oyuncak Müzesi; şair-yazar Sunay Akın tarafından kurulmuştur. Müze kapılarını 23 Nisan 2005'te ziyarete açmıştır. Müzede sergilenen oyuncaklar dünyanın çeşitli yerlerinden açık arttırmalarda edinilmiş veya antikacılardan satın alınmıştır. Müzenin açılışında bu şekilde edinilmiş 1000 civarında oyuncak varken, şu anda bu sayı 4000'e çıkmıştır. Sergilenen oyuncaklar, sanatçının sahne gösterileri, tiyatro oyunları gibi bireysel çabaları sonucu kazandıklarıyla edindiği teliflerle satın alınmıştır. Müzenin her odası bir tiyatro sahnesi görünümünde olup, sahne tasarım sanatçıcı Ayhan Doğan tarafından tasarlanmıştır. Müze 2009 yılında ICOM'a (Uluslar Arası Müzeler Birliği) üye olmuştur. Avrupa Müzeler Forumu'nun faaliyetlerine katılmaya başlamıştır. 2010 ve 2011 yıllarında ''Avrupa'nın En İyi Müzesi'' yarışmasında ödüle aday gösterilmiştir. İstanbul Gezilecek Yerler
Yüzyıllar boyunca musiki ile bilimi bir arada kaynaştıran Mevlevihanelerin Türk kültürüne etkileri büyük olmuştur. Mevlevihanelerin çevresinde toplanan pek çok kişi güzel sanatların pek çok dalında öğrenim görmüş ve alanlarında kendilerinden söz ettirmeyi başarmışlardır. Beyoğlu semtinde Yüksekkaldırım’a inen yokuşun başında yer alan Galata Mevlevihanesi İstanbul’un en eski mevlevihanesidir. II. Sultan Beyazıd devrinin beylerbeyi İskender Paşa’nın ev çiftliği üzerine 1491 yılında inşa edilmiştir. İlk şeyhi de Mehmed Sema-i Çelebi’dir. Mevlevihane Sultan III. Mustafa zamanında yangın geçirmiş olsa da aynı sultan tarafından bugün ayakta olan Mevlevihane yaptırılmıştır. Daha sonra Sultan III. Selim ve II. Mahmud zamanında onarım görmüş ve faaliyetini 1925 yılına kadar sürdürmüştür. 1967-1972 yılları arasında tekrar onarılan ve külliye halinde inşa edilen Mevlevihane; semahane, derviş hücreleri, şeyh dairesi, hünkar mahfili, bacılar kısmı, kütüphane, sebil, muvakkithane, mutfak, türbeler ve hazineden oluşmaktadır. Semahane Müze olarak kullanılmakta olan bu ahşap kısmın giriş kapısı üzerinde Sultan Abdülmecid'in tamir kitabesi yer almaktadır ve 1853 tarihini taşımaktadır. Bina sekizgen planlıdır ve 18. yüzyıl Barok üslubunun güzel örneklerinden biridir. Bu bölümde Türk musiki aletleri ile Mevlevi kültürüne ait eserler sergilenmektedir. Ahşap kafeslerle ayrılmış olan üst kısmında ise kronolojik sıra ile divan şairlerinin divanları ile mevlevihanede yetişmiş olan Şeyh Galib, İsmail Ankaravî, Esrar ve Fasih Dedeler ile Şair Leylâ Hanım'a ait el yazması eserler yer almaktadır. 1975 yılında müze olarak açılan Galata Mevlevihanesi, diğer adıyla Kulekapı Mevlevihanesi, devrinin kültürünü ve sanatını yansıtan kurumlardan biridir. İstanbul Gezilecek Yerler
İslam Bilim Tarihçisi Prof. Dr. Fuat Sezgin tarafından 2008 yılı Mayıs ayında açılan müze, Gülhane Parkı’nda saray sur duvarına bitişik Has Ahırlar Binası’nda yer almaktadır. 3 bin 500 metrekarelik sergi alanına sahip müze, toplam 570 alet, maket ve model koleksiyonu ile alanında Frankfurt’tan sonra dünyada ikinci örnek teşkil eden müze olarak kabul görmektedir. Arap-İslam yazma eserler üzerinde yıllar süren bilimsel ve tarihsel yoğun çalışmalar ile derlenen eserler, bugün ziyaretçilerine eşsiz bir yolculuğu mümkün kılan eserlerin zeminini oluşturmuştur. Müze, bilim tarihinin değişik disiplinlerdeki evrimini kapsamlı bir şekilde takip etme imkânı sunmaktadır. Astronomi, coğrafya, gemicilik, zaman ölçümü, geometri, optik, tıp kimya, mineraloji, fizik, teknik, mimari ve harp tekniği sahalarına ait eserler sistematik bir düzenle sergilenmektedir. İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi, bilimsel eserlerin estetik ve öğreticiliğinin yanı sıra geçmişteki İslam dünyasının bilim tarihindeki sürecini de eserler ve belgeler ortaya koyarak bugüne ve geleceğe ışık tutmaktadır. İstanbul Gezilecek Yerler
İstanbul Harbiye bulunan Askeri Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı`na bağlıdır. Koleksiyonların zenginliği ve çeşidi açısından dünyanın en önde gelen müzelerinden birisi olan Askeri Müze’nin kuruluşu 15. yüzyıla kadar uzanmaktadır. 1453’de İstanbul’un fethinden sonra Aya İrini Kilisesi, değerli harp silah, araç ve gereçlerinin toplandığı “Cebehane” olarak düzenlenmiştir. 1726 tarihinde Cebehane’deki tüm malzemeler düzenlenerek “Dar-ül Esliha” adı ile yeni bir kuruluş gerçekleştirilmiştir. Modern anlamda müzeciliğin temeli Tophane Müşiri (mareşal) Damat Ahmet Fethi Paşa’nın gayretleri ile 1846 yılında atılmış ve bu tarih Türk Müzeciliği’nin ve Askeri Müze’nin gerçek anlamda ilk kuruluşu olmuştur. Ahmet Fethi Paşa’dan sonra Aya İrini’deki bu koleksiyonlar kısa bir süre sonra ilk defa müze adını alarak “Müze-i Hümayun” olarak isimlendirilmiştir. Müze teşkilatının kurulmasından sonra özellikle arkeolojik eserlerin sayısının artması üzerine bu eserler Çinili Köşk’e taşınmış ve bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin temeli atılmıştır. Ahmet Muhtar Paşa, silah koleksiyonlarını ilanlar ve resmi yazışmalarla zenginleştirmiştir. Kütüphanesi, sineması, atış poligonu, yayınları, kıyafethanesi ve mehteri ile günümüz çağdaş müzecilik anlayışına uygun nitelikte bir müze oluşturulmuştur. 1940 yılına kadar Aya İrini’deki faaliyetlerini sürdüren Askeri Müze, İkinci Dünya Savaşı`nın Türkiye’ye sıçrayabileceği düşüncesi ile faaliyetlerine bir süre ara vermiştir. Savaş tehlikesinin ortadan kalkmasından sonra 1949 yılında Maçka Silahhanesi’nde depolanan eserler 1959’dan itibaren Harbiye Mektebi Jimnastikhanesi binasında tekrar sergilenmeye başlamıştır. Bu binanın zamanla Askeri Müze koleksiyonları için yetersiz kalması ve çağdaş anlamda gelişime yönelik adımların atılmasına imkan vermemesi üzerine 1966 yılından itibaren restorasyon çalışmaları sürdürülen eski Harbiye binasının Askeri Müze olarak kullanılmasına karar verilmiş ve 10 Şubat 1993 günü yeni bir düzenleme ile ziyarete açılmıştır. Kaynak: İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü İstanbul Gezilecek Yerler

Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne bağlı olan Halı müzesi İstanbul'da Sultan Ahmet Cami Hünkar Kasrı'ndadır. Yapı, Padişahın namazdan önce veya sonra oturup dinlenebileceği sohbet edebileceği bir yapı olarak tasarlanan hünkar kasırlarının ilk örneğidir. Sultan Ahmet Cami ile birlikte yapılan Hünkâr Kasrı Sultan Ahmet I. Tarafından 1609- 1617 yıllarında yaptırılmıştır. Mimarı Sedefkâr Mehmet Ağa'dır. Çeşitli onarımlarla günümüze ulaşan kasır birçok özgün ayrıntısını yitirmiş, son büyük onarımını 1949 yılındaki yangından sonra geçirmiştir. Özgün çatı ve bezemeleri yok olan kasrın değerli kumaş, kilim ve halılarla döşendiği inşaat defterinde satın alınan eşyalar listesinden öğrenilmektedir. Halı müzesi (Sultan Ahmet Camii Hünkâr Kasrı) iki kattan ibaret olup alt katında giriş koridoru, üst kata çıkış rampası, üst katında ise üç adet oda yer almaktadır. Alt kat giriş holü ve rampada, büyük boyutlu halılar, üst katta odalarda ise küçük boyutlu halılar sergilenmektedir. Türkiye'de sadece halının sergilendiği tek müzedir. Müze koleksiyonu, yüzyıllardan beri eski bir İslam geleneği ile camilere bağışlanan tarihi ve sanat değeri yüksek halıların toplanmasıyla oluşturulmuştur. Halı müzesinde 448 adet halı bulunmaktadır. 62 Adet halı dönüşümlü olarak sergilenmektedir. Özgün Türk halılarının bulunduğu müzede çok nadir özellikte olan halılar sergilenmektedir. Çok zengin bir koleksiyona sahip olan müzede en erken tarihli halı XIV. yüzyıl beylikler devri halısıdır. Sergilenen halılar arasında, XV. yüzyıl erken Osmanlı Dönemi halıları, XVI. Ve XVII. yüzyıl klasik devri halıları (Uşak halıları, Bergama, Konya ve kula Halıları) XVIII. yüzyıl Kazak halısı, XVI. yüzyıl İran halısı, Kafkas halıları, Türkmen halıları, XIX. yüzyıl Yağcıbedir Seccadesi bulunmaktadır. XIX. yüzyıla ait Kula, Gördes, Konya, Lâdik ve Milas çevrelerine ait seccadeleri en nadide örnekleri sergilenmektedir. Müze restorasyon nedeni ile ziyarete kapalıdır. İstanbul Gezilecek Yerler
Bizans Dönemi'nde yaptırılan Pammakaristos Manastır Kilisesi, günümüzde Fethiye Müzesi olarak anılmaktadır. Müze, İstanbul’un Fatih İlçesi'nin Çarşamba Semti'nde bulunmaktadır. Pammakaristos Kilisesi, 1261 yılında Latin egemenliğinin son bulmasının ardından eski kilisenin kalıntıları üzerine yeniden yaptırılmıştır. Kilisenin kuzeyde yer alan bölümü Hz. Meryem’e adanmıştır. 1315 yılında ise kilisenin sağ tarafına Hz. İsa’ya adanan küçük bir ek kilise (parekklesion) yaptırılmıştır. Yapı, fetihten sonra, kadın manastırı olarak kullanılmıştır. 1455 yılında Patrikhane buraya taşınmış olup, 1586 yılına kadar da Patrikhane olarak kullanılmıştır. Sultan III. Murad (1574–1595) döneminde, Pammakaristos Kilisesi camiye çevrilmiş ve Fethiye Camisi adı verilmiştir. Kuzey kilise halen cami olarak kullanılmaktadır. Duvarları XIV. yüzyıl mozaikleri ile süslü olan ek kilise ise 1938-1940 yıllarında onarıldıktan sonra müze haline getirilmiştir. İstanbul Fethiye Müzesi tadilat nedeniyle ziyarete kapalıdır. Kaynak: https://muze.gov.tr/muze-detay?sectionId=FET01&distId=MRK İstanbul Gezilecek Yerler

Ankara'da bulunan Tacettin Dergahı örnek alınarak tasarlanan yapı, müze olarak kullanılmaktadır. Kültür merkezi ise bodrum katta sanatçı çalışma salonu, kulis, sahne arkası ve diğer teknik hacimlerden oluşmaktadır. Zemin katta 221 kişilik çok amaçlı salon, giriş, güvenlik odası, kafeterya, iç avlu ve iç bahçe vardır. 1. Katta reji odası, kütüphane, VIP çalışma odası, kültür merkezi yönetim ofisi, 2. Katta seminer salonları bulunmaktadır. Kültür Merkezi güncel malzemeler ve modern tarzıyla günümüz mimarisini yansıtırken, Tacettin Dergahı şeklinde tasarlanan yapı aslına uygun olarak, geleneksel mimarimizi yansıtmaktadır. Kaynak: Bağcılar Belediyesi İstanbul Gezilecek Yerler
Hisarlar Müzesi; Rumelihisarı, Yedikulehisarı ve Anadoluhisarı'nı bünyesinde toplamaktadır. İstanbul Sarıyer İlçesi sınırları içinde bulunan Rumeli Hisarı, Fatih Sultan Mehmet tarafından 1452 yılında inşa ettirilmiştir. Hisarın inşa amacı İstanbul’u kuşatınca şehre boğazın kuzeyinden gelebilecek yardımları engellemek ve olası saldırılara engel olmaktır. Fotoğraf: Gülcan Acar Anadolu Hisarı’nın tam karşısına dört ay gibi kısa bir sürede inşa edilen Rumeli Hisarı, 30 dönümü kapsayan bir alana sahiptir ve üç büyük kule ile surlardan oluşmaktadır. Yapımında kullanılan keresteler İzmit ve Karadeniz Ereğlisi'nden, taşlar Anadolu'nun değişik yerlerinden ve spoliler de (devşirme parça taş) çevredeki harap Bizans yapılarından elde edilmiştir. Fotoğraf: Gülcan Acar Dağ Kapısı, Dizdar Kapısı, Hisarpeçe Kapısı ve Sel Kapısı olmak üzere dört esas ve Mezarlık Kapısı adında bir tali kapısı vardır. Saruca Paşa, Halil Paşa ve Zağanos Paşa adlarında üç büyük ve Küçük Zağanos Paşa adında bir ufak toplam dört kulesi; 13 adet irili ufaklı burcu bulunmaktadır. Fotoğraf: Gülcan Acar Müze bahçesinde açık teşhir yapılmakta; kapalı sergi salonu ve depo bulunmamaktadır. Müze bahçesindeki açık teşhirde toplar, güllüler, pişmiş toprak ve taş eserlerin yanı sıra Haliç’i kapattığı söylenen zincirin bir parçası da ziyaretçilerini beklemektedir. Fotoğraf: Gülcan Acar Ayrıca hisara restorasyon sırasında eklenen açık tiyatro yapısı ile Rumeli Hisarı, yaz döneminde Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından çeşitli kurum ve kuruluşlara tahsisi suretiyle çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır. Kaynak: İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü İstanbul Gezilecek Yerler

Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Türk ve İslam sanatı eserlerini topluca kapsayan ilk Türk müzesidir. Türk ve İslam Eserleri Müzesi 1914 yılında Evkaf-ı İslamiye Müzesi adıyla Süleymaniye Külliyesinin İmaret bölümünde kurulan müze, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu döneminde açılan son müzedir. Cumhuriyetin ilanından sonra, Türk ve İslam Eserleri Müzesi adını almış; 1983 yılında, günümüzde içinde bulunduğu İbrahim Paşa Sarayı'na taşınmıştır. Türk ve İslam Eserleri Müzesi Türk ve İslam Eserleri Müzesi, 40 bine yakın eser sayısı ve barındırdığı nadir eserlerle alanında dünyanın önde gelen müzelerinden biridir. Türk ve İslam coğrafyasında kurulan çok sayıda medeniyetin sanatsal ürünlerinin sergilendiği müze, kronolojik olarak erken İslam döneminden Osmanlının son yüzyılına kadar uzanan bir zaman dilimini kapsayacak eser zenginliğine sahiptir. Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde Sergilenen Bazı Kıymetli Eserler Şam Evrakları (Erken İslam Dönemi) 1907 yılında Şam’da bulunan Emeviye Camisi’nde bir yangın çıkmış ve caminin hazine bölümünde muhafaza edilen tarihî arşiv zarar görmüştür. Bu nedenle, söz konusu eserler koruma altına alınmak üzere, Evkaf-ı İslamiye Müzesi idare heyeti üyesi İsmet Bey’in başkanlığında bir heyet nezaretinde, 1917 yılında, o dönemde Osmanlı sınırları içerisinde olan Şam’dan başkent İstanbul’a getirilmiştir. Müzeye, Şam Emeviye Camisi’nden getirildiği için “Şam Evrakları” adını alan bu koleksiyonda 13882 kaleme kayıtlı 200.000 adetten fazla Kur’an-ı Kerim yaprağı, arşiv vesikası ve cilt mevcuttur. Türk ve İslam Eserleri Müzesi Koleksiyondaki eserlerin büyük bir kısmı Erken İslam Dönemi olarak adlandırılan; 8., 9. ve 10. yüzyıllara tarihlenen, Emevi ve Abbasi Dönemlerine ait Kur’an sayfalarından oluşmaktadır. Bu sayfalar, ceylan derisi üzerine kûfi hatla yazılmış tezhipli veya tezhipsiz örneklerdir. Koleksiyondaki eserler arasında Hicazî hatla yazılmış olan 7. yüzyıl sonu ile 8. yüzyıl başlarına tarihlenen Kur’an sayfaları da mevcut olup bunlar en erken tarihli Kur’an-ı Kerim örnekleri olarak kabul edilmektedir. Ayrıca koleksiyonda bulunan 9. ve 10. yüzyıllara ait ahşap iskeletli cilt örnekleri de İslam kitap sanatlarının en erken tarihli cilt örnekleri olarak kabul edilir. Cizre Ulu Cami Kapı Kanatları ve Tokmağı (Artuklu Dönemi, 13. Yüzyıl) Ahşap iskelet üzerine tunç plakalar ile kaplanmış olan kapının her iki kanadı üzerinde alt alta sıralanmış ve merkezinde on iki kollu bir yıldızın yer aldığı üç madalyon bulunur. Kapının dış kenarlarındaki yarım ve çeyrek madalyonlar, bu geometrik kompozisyonun sonsuza dek uzandığı izlenimini vermektedir. Türk ve İslam Eserleri Müzesi Kanatlar üzerinde bronzdan kabartma olarak hazırlanmış sülüs hatlı kitabede “Ebul Kasım Mahmud Sencer Şah’a Allah kuvvet versin” yazmaktadır. Diyarbakır’da, Artuklu Sarayı hizmetinde çalışan Cezerî’nin 1206’da yazdığı “Otomata” adlı minyatürlü yazmada, onun tarafından tasarlanmış dev bir kapının çizimi yer almaktadır. Kapının bu örneğe göre yapıldığı tahmin edilmektedir. Müzede, Cizre Ulu Cami’nin çift kanatlı kapısının üzerindeki eş tokmaklardan biri de bulunmaktadır. Diğeri, 1969 yılında çalınmış olup şu an Kopenhag David Samling Müzesi’ndedir. Türk ve İslam Eserleri Müzesi Tokmak, dökümle yapılmış ve üzeri kazıma tekniği ile süslenmiştir. İki ejder ve ortada bir aslan başı kompozisyonundan meydana gelir. Tokmağın ejderleri sivri kulaklı, badem gözlü ve kanatlıdır. Yılan pullarıyla kaplı gövdeleri helezon şeklinde düğümlenirken, birbirlerine dolanan kuyruklarının uçları kartal başı biçiminde bitmektedir. Tokmakların da Cezerî’nin çizimlerine göre tasarlandığı tahmin edilmektedir. Çifte Sütunce (Eyyûbîler Dönemi, 13. Yüzyıl) Döneminin nadir örneklerinden olan eser, müzeye 1914 yılında Şam’dan getirilmiştir. Türk ve İslam Eserleri Müzesi Kare prizma gövdeli ahşap sütuncelerin derin oyma tekniği kullanılarak iki yüzü işlenmiş ve dikdörtgen panolara bölünmüştür. İşlenen yüzeylerde çiçekli kûfi hatla yazılmış sekiz satır olmak üzere 16 satırlık metinde Kur'an-ı Kerim’den Meryem Suresi’nin 96-98. ve Bakara Suresi’nin 285. ayetleri yer almaktadır. Ahşap sütuncelerin hangi yapıda ve ne amaçla kullanıldığı bilinmemekle birlikte üzerinde Kur'an-ı Kerim ayetlerine yer verilmesinden dolayı dini bir yapıda mimari bir aksam olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Askı Buhurdan (Büyük Selçuklu Dönemi, Afganistan, 12. Yüzyıl Sonu-13. Yüzyıl Başı) Bu eserin bir benzeri Berlin İslam Sanatı Müzesi’nde sergilenmektedir. Türk ve İslam Eserleri Müzesi Buhurdan, pirinçten içi boş döküm tekniği ile yapılmıştır. Gövdesi güvercin gövdesine benzemekle beraber kuşun gagası, yırtıcı kuşların gagasını andırmaktadır. Buhurdanı oluşturan kuş formunun gagasıyla göğsü arasında solucan biçimli kıvrık bir tutamak ve boynunda da asılması için bir halka bulunmaktadır. Askı Kandil (Memlük Dönemi, 14. Yüzyılın İkinci Yarısı) Müzeye, 1911 yılında Eskişehir Şücaeddin-i Veli Türbesi'nden getirilmiştir. Türk ve İslam Eserleri Müzesi Dövme tekniğinde yapılmış, kazıma ve delik işi tekniği ile bezenmiştir. Gövde yukarıya doğru daralan sekiz yüzlü olup taçlı kubbe ve boğumlu askı, alemlidir. Tabanından aşağıya doğru sarkan dokuz kandilliği vardır. Kapağı iki kanatlıdır. Gövdeyi, meander motifli bordürler arasında, üstte ve altta kitabe kuşakları dolanmaktadır. Gövde üzerindeki ajur işi süslemeler sayesinde, içinde yanan kandilin ışıkları dışarıya süzülerek ulaşmaktadır. Gümüş Buhurdan (Osmanlı Dönemi) Üzerinde “Sultan Osman tayası (dadısı) Havva Kadın” yazısı ile 1033 (1624) tarihi bulunmaktadır. Türk ve İslam Eserleri Müzesi Döküm tekniği ile yapılmış üç ayaklı yuvarlak bir tepsi ortasına oturtulmuş; servi formlu kapağı ateşliğine menteşe ve zincirle tutturulmuştur. Kapak kısmı delik işi tekniğiyle oluşturulmuştur. Servi formu ve üzerindeki servi motifleri, İslam sanatı anlayışına uygun olarak doğayı taklit ilkesinden yola çıkılarak yapılmıştır. Servi ağacı, koruyucu olduğuna ve uğur getirdiğine inanılan bir ağaçtır. İstanbul Gezilecek Yerler Kaynak: Türk ve İslam Eserleri Müzesi
 kopya.jpg?format=jpg&quality=50)
İstanbul Arkeoloji Müzeleri; Çinili Köşk Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Arkeoloji Müzesi olmak üzere üç ana birimden oluşan bir müzeler kompleksidir. Türkiye’nin ilk müzesi olup koleksiyonlarında imparatorluk topraklarından getirilen ve çeşitli kültürlere ait bir milyona yakın eser bulunmaktadır. Osmanlı’da tarihi eser toplama merakının izleri Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar uzanır; ancak müzeciliğin kurumsal olarak ortaya çıkışı İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin 1869 yılında Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) olarak kuruluşuna denk gelmektedir. Aya İrini Kilisesi’nde o güne dek toplanmış arkeolojik eserlerden oluşan Müze-i Hümayun, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin temelini oluşturmuştur. Çinili Köşk Müzesi İstanbul Arkeoloji Müzeleri kompleksi içerisinde en eski yapı, 1472 yılında Fatih Sultan Mehmet döneminde inşa edilen Çinili Köşk'tür. Aya İrini’nin yetersiz kalması ile Çinili Köşk müzeye dönüştürülerek 1880 yılında ziyarete açılmıştır. İstanbul'daki Osmanlı dönemi sivil mimari örneklerinin en eskilerindendir. Tanıtma Genel Müdürlüğü Arşivi, Gülcan Acar Türk çini ve seramik örneklerinin sergilendiği Çinili Köşk Müzesi koleksiyonlarında, 11-20. yüzyıl başlarına tarihlenen Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait iki bin civarında eser bulunmaktadır. 1432 tarihli Karamanoğlu İbrahim Bey İmareti’ne ait çini mihrap, 1590 yılında yapılan Ab-ı Hayat Çeşmesi ile İznik ve Çanakkale yapımı birçok eser bu bölümde sergilenmektedir. Eski Şark Eserleri Müzesi Eski Şark Eserleri Müzesi olarak kullanılan bina, Osman Hamdi Bey tarafından 1883 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar Akademisi) olarak inşa ettirilmiştir. Binanın mimarı Alexander Vallaury'dir. Kadeş Anlaşması, Tanıtma Genel Müdürlüğü Arşivi Müzede, İslamiyet öncesi Arap yarımadası eserleri, Mezopotamya eserleri, Anadolu eserleri ve çivi yazılı belgeler sergilenmektedir. Naram Sin Steli, Kadeş Anlaşması, İştar Kapısı gibi önemli eserler de bu bölümde yer almaktadır. Arkeoloji Müzesi İstanbul Arkeoloji Müzeleri klasik binası, 1881 yılında müze müdürlüğüne atanan Osman Hamdi Bey’in 1887-1888 yılları arasında gerçekleştirdiği Sidon Kral Nekropolü Kazısı'nda çıkarılan ve İstanbul'a getirilen ihtişamlı eserlerin sergilenebilmesi için inşa edilmiştir. Çinili Köşk'ün karşısında yer alan yapı, dönemin ünlü mimarı Alexander Vallaury’nin eseri olup 1891'de ziyarete açılmıştır. Arkeoloji Müzesi, dönemi için, dünyada müze binası olarak inşa edilmiş ender yapılardan biri olma özelliği ile göze çarpmaktadır. İstanbul'daki neo-klasik mimarinin en güzel ve görkemli örneklerinden biridir. Alınlık üzerinde, Osmanlıca Asar-ı Atika Müzesi (Eski Eserler Müzesi) yazmaktadır. Yazının üzerinde bulunan tuğra, Sultan Il. Abdülhamit’e aittir. Tanıtma Genel Müdürlüğü Arşivi, Gülcan Acar Günümüzde klasik bina ve ek binadan oluşan müzede, tarih öncesi çağlardan Osmanlı dönemine dek uzanan ve aralarında Antik Çağ heykelleri, İskender Lahdi, Ağlayan Kadınlar Lahdi, Likya Lahdi, Sidamara Lahdi ve Tabnit Lahdi’nin de bulunduğu eşsiz eserler sergilenmektedir. Kaynak: İstanbul Arkeoloji Müzeleri İstanbul Gezilecek Yerler
Şair Tevfik Fikret`in 1906-1915 yılları arasında yaşadığı ev Aşiyan Müzesi olarak hizmet vermektedir. 1940 yılında eşi Nazime Hanım`dan İstanbul Belediyesi tarafından satın alınıp, 1945 yılında Edebiyat-ı Cedide Müzesi olarak açılmıştır. Daha önceleri Eyüp mezarlığında bulunan naaşı, 1961 yılında doğal görünümü ile çok beğendiği bu bahçeye nakledilmiş ve bu tarihten sonra müze "Aşiyan Müzesi" adını almıştır. Tevfik Fikret, evinin projelerini kendisi çizmiş, Farsça "yuva" anlamına gelen aşiyan kelimesini de buraya isim olarak koymuştur. Aşiyan Müzesi Bölümleri Bahçe içerisinde ahşap 3 katlı olan Aşiyan Müzesi'nin zemin katı bugün idari işler için kullanılmaktadır. Birinci katta Edebiyat-ı Cedidecilerin fotoğraf, kitap ve özel eşyalarının sergilendiği Edebiyat-ı Cedide Odası, Abdülhak Hamit`e ait kişisel eşyalar, tablolar, fotoğraflar, çalışma masası ve koltukların bulunduğu Abdülhak Hamit Salonu, kadın şairlerimizden Nigar Hanım`a ait kitaplar, fotoğraf, resimler, şahsi arşiv ve eşyalarının sergilendiği Şair Nigar Hanım Odası bulunmaktadır. Tevfik Fikret`e ayrılmış olan ikinci katta; şairin yatak odası ve çalışma odası yer almaktadır. Şairin yaşadığı yıllarda yatak odası olarak kullandığı odada; şahsi eşyaları, vefat ettiği yatak ve Mihri Hanım tarafından şairin yüzünden alınan maskın kopyası gibi objeler sergilenmektedir. Çalışma odası olarak kullandığı odada ise; çalışma masası ve koltuğu, kendisi tarafından yapılan resim çalışmaları, tablolar bulunmaktadır. Şehzade Abdülmecit Efendi'nin, Tevfik Fikret`in "Sis" şiirinden esinlenerek yaptığı ünlü "Sis"tablosu da buradadır. Kaynak: İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü İstanbul Gezilecek Yerler