Menuland Yükleniyor
En güncel lezzetler hazırlanıyor...
En güncel lezzetler hazırlanıyor...
Tüm bölgelerdeki sonuçlar listelenmektedir.

Giresun Müzesi, şehrin kültürel hafızasını yansıtan en önemli duraklardan biridir. 18. yüzyıldan kalma tarihi bir yapıda yer alan müze, ziyaretçilerine Giresun’un geçmişine dair geniş bir perspektif sunar. Müze içerisinde arkeolojik eserler, etnografik objeler, sikkeler ve bölgenin farklı dönemlerine ait tarihi buluntular sergilenir. Bu eserler, Giresun’un antik çağlardan Osmanlı dönemine kadar uzanan köklü tarihini daha yakından anlamayı sağlar. Hem şehir merkezine yakın konumu hem de sakin atmosferiyle Giresun Müzesi, tarih meraklıları için kısa ama oldukça zengin bir keşif noktasıdır. Giresun’u daha derinlemesine tanımak isteyenler için mutlaka uğranması gereken yerlerden biridir.
17'nci yüzyıldan itibaren Haliç kıyılarını süsleyen ve günümüzde Aynalıkavak Kasrı adıyla tanınan yapı, Osmanlı Devleti Dönemi'nde “Aynalıkavak Sarayı” ya da “Tersane Sarayı” olarak bilinen yapılar grubundan günümüze ulaşabilen tek örnektir. Tarihsel kaynaklardan, yörenin Bizans Dönemi'nde de imparatorlara ait bir dinlenme yeri olduğu anlaşılmaktadır. Fatih Sultan Mehmed’in (1444-1481) İstanbul’u fethinden sonra, Osmanlı sultanlarının da ilgisini çeken bu büyük koruluk, bölgede kurulan Osmanlı Tersanesi’nden dolayı “Tersane Hasbahçesi” adıyla anılmaya başlamıştır. Hasbahçe’deki ilk yapılaşmanın tarihi Fatih Sultan Mehmed dönemine dek inmekte, burada inşa edildiği kesin olarak bilinen ilk kasır ise Sultan I. Ahmed (1603-1617) dönemine tarihlenmektedir. Tarihsel süreç içinde padişahların yaptırdığı kasırlarla gelişen ve “Tersane Sarayı” olarak anılan bu yapılar topluluğu; 17'nci yüzyıldan başlayarak “Aynalıkavak Sarayı” olarak da adlandırılmıştır. Saray bütünü içinde yer alan ve Sultan III. Ahmed (1703-1730) döneminde yaptırıldığı sanılan Aynalıkavak Kasrı, Sultan III. Selim (1789-1807) döneminde büyük bir onarım görerek yeniden düzenlenmiş ve bugünkü görünümünü kazanmıştır. Ağırlıklı olarak 19'uncu yüzyıl saray, köşk ve kasırlarından oluşan Milli Saraylar yapıları arasında daha erken dönemlerden günümüze gelmiş tek yapı olan Aynalıkavak Kasrı, geleneksel mimarîsi ve dekorasyon özellikleriyle son derece ayrıcalıklıdır. Dîvânhâne ve Beste Odası’nda pencere üstlerinden dolaşan bir frizde dönemin tanınmış şairleri Şeyh Gâlib ve Enderûnî Fâzıl’ın, kasrı ve III. Selim’i öven şiirleri Hattat Mehmed Esad El Yesârî tarafından ta‘lîk hat ile yazılmıştır. Deniz cephesinde iki, kara cephesinde tek katlı kütlesiyle Osmanlı klasik mimarlığının son ve ilginç yapılarından biri olan kasır; süsleme açısından da çağının beğenisini yansıtmakta, özellikle besteci Sultan III. Selim dönemi kültürünün pek çok öğesini bünyesinde barındırmaktadır. Bu dönemin özelliği olan revzenli tepe pencereleri, geniş saçaklı çatıları, iç dekorasyonda bulunan yerleşik sedir düzenlemeleri, geleneksel ısıtma biçimini oluşturan mangalları artık yok olmuş bir geçmiş yaşam biçiminin görünümlerini sergilemektedir. Restorasyonu ve tefriş çalışmaları tamamlanarak 5 Kasım 2010 tarihinde ziyarete açılan Aynalıkavak Kasrı’nın alt katı, Sultan III. Selim’in sanatkâr ve mûsikîşinâs kişiliğine uygun olarak tarihî Türk çalgılarının sergilendiği bir müze haline getirilmiştir. İstanbul Gezilecek Yerler

30 Haziran 2001 tarihinde temeli atılan Türkiye'nin ilk minyatür parkı olan Miniaturk, 2 Mayıs 2003 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından büyük bir törenle ziyarete açılmıştır. Toplam 60 bin metrekare alan üzerine kurulan Miniaturk'te, 15 bin metrekare maket alanı, 40 bin metrekare yeşil ve açık alan, 3 bin 500 metrekare kapalı alan, 2.000 metrekare havuz ve suyolu, 500 araçlık otopark yer almaktadır. Eş zamanlı yürütülen proje koordinasyonu sayesinde 22 ay gibi kısa bir sürede tamamlanan Miniaturk, dünyanın en geniş maket alanına sahip ve en kısa sürede tamamlanan minyatür kentidir. Türkiye ve Osmanlı coğrafyasından seçilmiş eserlerin 1/25 ölçekli maketlerinin yer aldığı Miniaturk'te, 57 eser İstanbul'dan, 51 eser Anadolu'dan, 12 eser ise bugün Türkiye sınırları dışında kalan Osmanlı coğrafyasından olmak üzere, toplam 120 sabit eser sergilenmektedir. Ancak daha sonraki eklemeler dikkate alınarak rezerv alanları da oluşturulmuştur. Altyapı, sonradan yapılabilecek eklemeler de göz önüne alınarak düzenlenmiştir. Böylelikle Miniaturk, bir anlamda, planlı kentleşmeye örnek oluşturarak büyümeye devam edecektir. Maketler yurtiçinde 10, yurtdışında 3 atölye olmak üzere toplam 13 atölyede üretilmiştir. Atölyeler dışında Yıldız Teknik Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Döner Sermaye İşletmeleri’nde de Miniaturk için üretimler gerçekleştirilmiştir. Maket yapımında sanayide kullanılan plastik bazlı, açık hava şartlarına uygun malzeme kullanılmıştır. Maketler yerlerine yerleştirilmeden önce, Miniaturk Test Alanı’nda bekletilerek açık hava şartlarına uygunluğu bir kez daha test edilmiştir. Ayasofya'dan Selimiye'ye, Rumeli Hisarı'ndan Galata Kulesi'ne, Safranbolu Evleri'nden Sümeli (Sümela) Manastırı'na, Kubbet-üs Sahra'dan Nemrut Dağı Kalıntıları'na kadar pek çok kültür ve medeniyetin izlerinin bir araya getirildiği parkta, bugün artık yerlerinde olmayan Artemis Tapınağı, Halikarnas Mozolesi, Ecyad Kalesi gibi eserler de yeniden canlandırılmıştır. Anadolu ve çevresinde hüküm sürmüş, izler bırakmış her medeniyetin Miniaturk'te yer almasına özen gösterilmiştir. Miniaturk ile Antik Çağ'dan Bizans'a, Selçuklu'dan Osmanlı'ya, 3 bin yıllık yaşanmışlığın izleri Haliç kıyısına taşınmıştır. Miniaturk'te yer alacak eserlerin seçimi Prof. Dr. İlber Ortaylı ve Doç. Dr. Ahmet Haluk Dursun'un danışmanlığında bir kurul tarafından yapıldı. Seçimde eserlerin maketi yapılabilir nitelikte olmalarına özen gösterilmiş ve her biri ait oldukları teknolojisini, sanatını ve kültürünü yansıtan, binlerce yıldır ağır istilâlara, savaşlara ve yıkımlara tanık olan bir coğrafyada hiçbir uygarlığın, sırf daha öncekiler yaptı diye yok etmeye kalkışmadan, koruduğu, onardığı, yaşattığı eserler Miniaturk'te maketleriyle yer almaktadır. İstanbul Gezilecek Yerler

Levent ve Ayazağa semtlerini birbirine bağlayan ana yolun sağında bulunan Maslak Kasırları’nın yer aldığı çevrede ilk yapılaşmaların, Sultan II. Mahmud (1808-1839) döneminde başladığı, bölgenin sultanlara ait bir av ve dinlenme yeri olarak kullanıldığı bilinmektedir. Maslak Kasırları’nın ne zaman ve kim tarafından yaptırıldıkları tam olarak bilenememekte birlikte, büyük bir bölümü Sultan Abdülaziz (1861-1876) dönemine tarihlenmektedir. Şehzadelik yıllarında Sultan II. Abdülhamid’e (1876-1909) tahsis edilmiş olan Maslak Kasırları, Sultan’ın Osmanlı tahtına çağrılmasına tanık olmuş, bu yönüyle de Osmanlı tarihi açısından özel bir önem taşımaktadır. Maslak Kasırları Cumhuriyet Döneminde, 1937-1982 yılları arasında askerî prevantoryum (verem mikrobunu kapmış ama henüz hastalığa yakalanmamış zayıf vücutlu kimselerin vereme yakalanmasını önlemek için bakıldıkları sağlık kurumu) olarak kullanılmıştır. 170 dönümlük orman arazisinin ortasında yeşilin tüm tonlarını barındıran bir koruluğun içinde yer alan Maslak Kasırları’ndan günümüze; Kasr-ı Hümâyûn, Mâbeyn-i Hümâyûn ve Limonluk, Çadır Köşk ve Paşa Dairesi gelebilmiştir. Boğaziçi’nin Karadeniz’e açıldığı noktayı çok iyi görebilen bir konumda, çevrelerindeki yeşil örtüyle bütünleşen bu yapılar, 19. yüzyıl sonları ahşap Osmanlı konut mimarlığı ve süslemeciliğinin seçkin örneklerini sergilemektedir. Günümüzde Kasr-ı Hümâyûn, eldeki belge, anı ve eski fotoğrafların ışığında onarılarak halka açık bir müze-ev olarak hizmet vermektedir. Mâbeyn-i Hümâyûn ve ona bağlantılı Limonluk ile Çadır Köşk ve bahçesi de aynı düşüncelerle onarılmış ve ziyaretçilerin oturup dinlenebilecekleri birer kafeterya bulumaktadır. Limonlukta özellikle kış aylarında çiçek açan kamelyalar ziyaretçilerine görsel bir şölen sunmaktadır. Maslak Kasrı bahçeleri ayrıca ulusal ve uluslararası nitelikteki resepsiyonlara tahsis edilebilmektedir. İstanbul Gezilecek Yerler

Beşiktaş, Yıldız ve Nişantaşı arasında kalan Ihlamur Vadisi’nin, 18. yüzyılda, tersâne eminlerinden Hacı Hüseyin Ağa’ya ait olan ve bu yüzden “Hacı Hüseyin Bağları” adıyla tanınan bir mesire yeri olduğu bilinmektedir. Sultan III. Ahmed (1703-1730) döneminde Padişah’a ait bir “Hasbahçe”ye dönüştürülmüştür. 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar “Hacı Hüseyin Bağları” olarak bilinen bu alan, Sultan I. Abdülhamid (1774-1789) ve Sultan III. Selim (1789-1807) dönemlerinde de kullanılmıştır. Sultan Abdülmecid’in (1839-1861) Osmanlı tahtına geçmesiyle birlikte, Ihlamur Mesiresi’nin bulunduğu bu alanda Ihlamur Kasırları’nın yapımına başlanmıştır. Yer yer yüksek çevre duvarları ve bazı kısımlarda da döküm parmaklıkların sınırladığı 24.724 metrekarelik ağaçlıklı bir alan içinde yer alan iki yapı; yapıldıkları 1849-1855 yıllarından bu yana kimi zaman “Nüzhetiye” kimi zaman da “Ihlamur Kasırları” adıyla anılmıştır. Ana yapı olan Merasim Köşkü ön cephesinde, dönemin beğenisini yansıtan barok çizgiler taşıyan merdiveni, ilginç ve hareketli kabartmalarıyla çarpıcı bir mimarlığa sahiptir. Kasrın iç süslemelerinde Osmanlı sanatında 19. yüzyılda tercih edilen Batılı dekorasyon anlayışına uygun bir tarz tercih edilmiştir. Kullanılan bu süsleme tarzı mobilyalar ve döşeme öğeleri ile bir bütünlük sergilemektedir. Padişahın maiyeti, kimi zaman da haremi tarafından kullanılan Maiyet Köşkü ise daha sade bir yapı olmasının yanı sıra, bir orta sofaya açılan köşe odalarından oluşan mekân düzenlemesiyle de daha geleneksel bir görünüm sergiler. Maiyet Köşkü’nün odalarında duvarlar farklı renklerde ve mermer görünümü veren şutuk işçiliği ile kaplanmıştır. Merasim Köşkü bir müze-saray olarak hizmet vermektedir. İstanbul Gezilecek Yerler
Dünyanın En Büyük Tematik Akvaryumu, Dünya denizlerinde yaşayan balık türlerinin içinde bulunduğu, kendi türündeki akvaryumlarla kıyaslandığında; gezi güzergahı, temalandırma, interaktiflik, yağmur ormanı ve yeni nesil teknolojisiyle dünyanın en yenisidir. İstanbul Akvaryum; hacmiyle, içerisinde barındırdığı canlı çeşidiyle, gezi güzergahlarındaki aktiviteleriyle dünya çapındaki tüm akvaryumlar içerisinde önemli bir konuma sahiptir. Kendi alanında ‘ilk’leri ve ‘en’leri olan bir proje. Ziyaretçiler, coğrafi bir rotayı takip ederek Karadeniz ile başlayan ve Pasifik’e kadar uzanan toplam 16 tema ve 1 adet yağmur ormanından oluşan güzergahta yolculuk yapmaktadırlar. Alanların temalandırılmasında o alanın kültürel, coğrafi, tarihsel ve mimari özellikleri, buna uygun dekoratif unsurlar, interaktif oyunlar, filmler ve alan hakkında detaylı bilgilerin verildiği görsel grafikler yer alıyor. Alanların, ses ve ışıklandırma sistemleri de bu temalandırmaya uygun olarak düzenlenmiştir. İstanbul Akvaryum, her anlamda uluslararası standartlarda ve alanında uzman kişiler tarafından yönetilmektedir. İstanbul Akvaryum’da bulunan tüm canlılar, doğal ortamlarına en yakın koşullarda yaşamlarını sürdürmektedirler. Rakamlarla İstanbul Akvaryum: 6 bin 800 metreküp su hacmine sahip, toplam 64 adet tank, 100 dönüm arazi içerisinde, toplam 22 bin metrekare 2 katlı dev proje, İstanbul Akvaryum’a ait 1.200 araçlık 32 bin metrekare otopark alanı, . 6 bin metrekarelik ziyaretçi alanı, Karadeniz’den başlayıp Pasifik’e kadar uzanan 1,2 kilometre uzunluğundaki, özel temalı gezi güzergâhı, Birbirinden ilginç türlerin bulunduğu yaklaşık 1.500 çeşit, toplam 17 bin adet kara ve deniz canlısı, İstanbul Akvaryum içerisinde 470 metrekarelik alana sahip hediyelik eşya birimi, Gezi güzergahı üzerinde 3 kafe, Bir tarafı Panama Kanalı manzaralı, diğer tarafı deniz manzaralı 1 adet restoran. İstanbul Gezilecek Yerler
14.Ocak.1850 / 10.Haziran.1923 - Yakın dönem Fransız Edebiyatı'nın önemli yazarlarından biri olan Pierre Loti istanbul yakın tarihinde de yer alan bir yazardır. 1850 yılında Fransa'nın Rochefort Kenti'nde Protestan bir ailenin en küçüğü olarak doğdu. 17 yaşında Fransız Deniz Kuvvetleri'ne girdi. Denizcilik eğitimini tamamladıktan sonra 1881'de yüzbaşı oldu ve ilerleyen yıllarda da terfi ederek albaylığa kadar yükseldi. Ortadoğu ve Uzakdoğu'da bulundu. Bir deniz subayı olarak romanlarında konu ettiği yabancı kültürünü pek çok yer gezerek tanıma fırsatını buldu. Bu yolculuklarında edindiği deneyimlerini ve gözlemlerini daha sonra kitaplarına yansıttı. 1879'da ilk romanı olan ve o dönemin Osmanlı Türkiye'sinden kesitler veren Aziyade 'nin yayınlanmasının ardından 1886'da İzlanda Balıkçısı'nı yayınladı. Loti, kendini edebiyat çevresine kabul ettirmiş bir yazar oldu. Birçok kez İstanbul'da bulunmuş olan Pierre Loti, İstanbul'a ilk kez 1876 yılında bir Fransız gemisiyle, görevli subay olarak geldi. Loti, Osmanlı yaşam biçiminden etkilendi ve pek çok eserinde bu etkiyi gösterdi. Aziyade adlı romanına adını veren kadınla burda tanıştı. İstanbul'da bulunduğu zamanlarda Eyüp'te yaşadı. İstanbul'a hayran olan Pierre Loti, kendisini her zaman Türk dostu olarak nitelendirdi. Loti 10 Haziran 1923’te Handaye’de öldü. Oleron Adası'na atalarının mezarlarının yanına gömüldü. İstanbul Gezilecek Yerler
 kopya.jpg?format=jpg&quality=50)
Bozdoğan Su Kemeri, İstanbul’un Fatih ilçesi sınırlarında, Saraçhane bölgesinde yer almaktadır. Kemerin, inşasına ilk ne zaman başlandığı kesin olmamakla birlikte, İmparator Konstantin’in hüküm sürdüğü 306-337 yılları arasında bir tarih olduğu kabul edilmektedir. İmparator Flavius Iulius Valens zamanında, MS 378 yılında tamamlanmıştır. Bu nedenle Valens Su Kemeri olarak da bilinir. Fatih Vakfiyeleri’ndeki kayıtlarda ise yapıdan, yalnızca “kemer” olarak bahsedilmektedir. Tanıtma Genel Müdürlüğü Arşivi, Gülcan Acar Bozdoğan Kemeri, tamamı 250 kilometre civarında olan bir su taşıma sisteminin parçasıdır. Antik dönemin en büyük su kanalı tesislerinden olup kentin toplam bir milyon metreküp olan su depolarını (sayısız yer altı sarnıcı ve açık havuzlar) doldurmuştur. Kemer, yaklaşık 1500 yıl boyunca faal olarak kullanılmıştır. Kemere Roma ve Osmanlı dönemlerinde çeşitli eklemeler ve bakımlar yapılmıştır. I. Justinianus, Bozdoğan Su Kemeri’ni Roma döneminde İstanbul’un en büyük su deposu olan Yerebatan Sarnıcı ile ondan sonra gelen Binbirdirek Sarnıcı’na bağlatmıştır. İstanbul fethedildikten sonra Fatih Sultan Mehmet Han, önce Beyazıt’ta yaptırdığı ilk saraya (Eski Saray) sonra da Topkapı Sarayı’na su sağlaması için kemeri onartmış ve yeni su kaynakları ilave ettirmiştir. II. Bayezid, Kanuni Sultan Süleyman, II. Mustafa ve III. Ahmet dönemlerinde de Bozdoğan Kemeri restore edilmiş ve ilaveler ile büyütülmüştür. Kaynak: T.C. Fatih Kaymakamlığı web sitesi. “Bozdoğan Su Kemeri.” 2019. İstanbul Gezilecek Yerler

Boğaziçi’nde, Küçüksu ile Göksu derelerinin arasındaki alanda bulunan Küçüksu Kasrı’nın bulunduğu yörenin yerleşim tarihi Bizans Dönemi'ne kadar gitmektedir. Osmanlı Dönemi'nde padişahın has bahçelerinden biri olan Küçüksu ve çevresini, Sultan IV. Murad’ın (1623-1640) çok sevdiği ve buraya “Gümüş Selvi” adını verdiği bilinmektedir. 17. yüzyıldan başlayarak çeşitli kaynaklarda “Bağçe-i Göksu” adıyla geçen yörede, özellikle 18. yüzyıldan başlayarak yoğun bir yapılaşma izlenmektedir. Sultan I. Mahmud (1730-1754) döneminde Divitdâr Emin Mehmed Paşa, padişah için bu Hasbahçe’nin deniz kıyısına iki katlı ahşap bir saray yaptırmış, bu yapı Sultan III. Selim (1789-1807) ve Sultan II. Mahmud (1808-1839) dönemlerinde de onarılarak kullanılmıştır. TGA Sultan Abdülmecid (1839-1861) dönemi, özellikle saray ve kasır mimarlığında Batılı biçimlerin tercih edildiği yıllardır. Sultan Abdülmecid, Dolmabahçe ve Ihlamur yapılarında olduğu gibi Küçüksu Kasrı’nın bulunduğu alanda da eski ve ahşap yapıyı yıktırarak, yerine bugünkü kasrı yaptırmıştır. 1857 yılında yapımı tamamlanan Küçüksu Kasrı, 15 x 27 metre bir alan üzerine yığma tekniğiyle ve kâgir olarak yapılmıştır. Bodrumuyla birlikte üç katlı olan kasrın bodrum katı, kiler ve mutfak hizmetkârlara ayrılmış, diğer katlarsa bir orta mekâna açılan dört oda biçiminde düzenlenmiştir. Bu özelliğiyle geleneksel Türk Evi plan tipini yansıtan yapı, genellikle dinlenme ve av amaçlı olarak kullanılan bir “Biniş Kasrı” niteliğindedir. Devlete ait diğer saray yapılarının tersine yüksek duvarlarla değil, dört yönde kapısı olan ve döküm tekniğiyle yapılmış zarif demir parmaklıklarla çevrilidir. Sultan Abdülaziz (1861-1876) döneminde cephe süslemeleri elden geçirilerek zenginleştirilmiştir. Kabartmalarla süslü ve hareketli deniz cephesinde, bu cepheye yaslanmış şadırvanlı küçük havuzunda ve merdivenlerinde Batılı süsleme motifleri kullanılmıştır. Oda ve salonlar değerli sanat eserleriyle döşenmiş, Avrupa’dan sipariş edilen mobilyalara yer verilmiştir. Alçı kabartma ve kalemişi süslemeli tavanları, bir şömine müzesini andıran birbirinden farklı renk ve biçimde İtalyan mermerleriyle yapılmış şömineleri, her bir odada ayrı süslemeli ve ince işçilikli parkeleri, Avrupa üsluplarındaki mobilyaları, halı ve tablolarıyla zengin bir sanat müzesi niteliğindeki Küçüksu Kasrı’nın, Cumhuriyet Dönemi'nde bir süre devlet konukevi olarak kullanılmış olduğu bilinmektedir. 1992 yılında başlatılan kapsamlı bir restorasyon projesiyle Küçüksu Kasrı’nın denize kayması engellenerek, 1996 yılında yeniden müze-saray olarak ziyarete açılmıştır. Kasrın hemen yanı başındaki iskele, çeşme meydanı ve özgün bahçenin geçmişte olduğu gibi halkın eğlenip dinlenebildiği bir mesire kimliğine kavuşturulması amacıyla çeşme civarında ziyaretçilere kafeterya hizmetleri verilmekte, genişletilen rıhtım ulusal ya da uluslararası nitelikteki resepsiyonlara tahsis edilebilmektedir. İstanbul Gezilecek Yerler Kaynak: İstanbul il Kültür ve Turizm Müdürlüğü

İstanbul adalarının en büyüğü ve belki de en güzeli olan Büyükada'nın en yüksek tepesinde, halk arasında Aya Yorgi adı ile bilinen, Agios Georgios Rum Ortodoks Manastın bulunmaktadır. Bu manastır, adını M.S. III.asırda, Hristiyan inancından dolayı putperestler tarafından şehit edilen ve bugün mezarı Filistin'de bulunan, Roma ordusunda subay olan, Anadolu'lu (Kappadokyalı), Aziz Georgios'tan almaktadır. Mevcut rivayetlere göre, manastır bin yılı aşan bir maziye sahip olup M.S. 963 senesinde Bizans İmparatoru Nikiforos Fokas zamanında inşa edilmiştir. Aya Yorgi'nin mucizevi ikonası ise Büyükada'daki İmparatoriçe İrini'nin Kadınlar Manastın tarafından hediye edilmiştir. Bizans İmparatoru Manuil Komninos'un 1158 tarihli altın mühürlü fermanında ise, İstanbul Adalar ve buradaki manastırlar zikredilmekte olup, bunların arasında Kodono ismi de geçmektedir. 19. asır tarihçisi Manuil Gedeon' a göre ise, bu isim Büyükada'daki Aya Yorgi Kudunas (Çıngırakçı) Manastırı'ndan başkası değildir. İstanbul Gezilecek Yerler

Hidiv Kasrı, İstanbul’un Beykoz ilçesindeki Çubuklu sırtlarına 1907 yılında Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa tarafından İtalyan mimar Delfo Seminati’ye yaptırıldı. Dönemin mimari modasına uygun olarak art nouveau tarzındadır. TGA İstanbul’un buharla çalışan ilk asansörlerinden birine sahip olan ve 1.000 metrekarelik bir alan üzerine inşa edilen Hidiv Kasrı’nın ana girişinin ortasında mermerden bir çeşme vardır. TGA Tavanı vitrayla kaplı olan yapıdaki iki büyük yatak odası, lambrileri, tuvalet ve banyoları ile dikkat çekmektedir. Giriş katındaki şömineli salonun yanı sıra binanın bir diğer özelliği ise Boğaz’a hâkim kulesidir. TGA Hem asansör hem de merdivenle çıkılabilen bu kulenin balkonlu bir orta katı ve üstü açık bir terası bulunmaktadır. TGA İstanbul’un en büyük gül bahçelerinden birine sahip olan tarihi yapı düğün, seminer, toplantı gibi organizasyonlara ev sahipliği yapmaktadır. İstanbul Gezilecek Yerler Kaynaklar: Beykoz Belediyesi İstanbul Büyükşehir Belediyesi

532 yılında İmparator Justinianus tarafından inşa ettirilen Yerebatan Sarnıcı Stoa Bazilikası'nın altında yer aldığı için Bazilika Sarnıcı olarak da bilinir. Sarnıç, uzunluğu 140 metre genişliği 70 metre, dikdörtgen biçimde bir alanı kapsayan dev bir yapıdır. Fotoğraf: Tanıtma Genel Müdürlüğü 52 basamaklı taş bir merdivenle inilen sarnıcın içerisinde her biri 9 metre yüksekliğinde 336 sütun bulunmaktadır. Birbirine 4,8 metre aralıklarla dikilen bu sütunlar, her sırada 28 tane olup 12 sıra meydana getirirler. Sarnıcın tavan ağırlığı haç biçimindeki tonozlar ve yuvarlak kemerler vasıtasıyla sütunlara aktarılmıştır. Çoğunluğu daha eski yapılardan toplandığı anlaşılan ve çeşitli mermer cinslerinden veya granitten yontulmuş sütunların büyük bir kısmı tek parçadan, bir kısmı da üst üste iki parçadan oluşmaktadır. Bu sütunların başlıkları yer yer farklı özellikler taşır. Bunlardan 98 adedi Corinth bir bölümü de Dor üslubunu yansıtır. Sarnıcın tuğladan örülmüş, 4,8 metre kalınlığındaki duvarları ve tuğla döşeli zemini ise Horasan harcından kalın bir tabakayla sıvanarak su geçmez hale getirilmiştir. Toplam 9 bin 800 metrekare alanı bulunan bu sarnıç yaklaşık 100 bin ton su depolama kapasitesine sahiptir. Fotoğraf: Gülcan Acar Sarnıçtaki sütunların, köşeli veya yivli biçimde olan birkaç tanesi hariç büyük çoğunluğu silindir biçimindedir. Bu sütunlar içerisinde üzeri oyma ve kabartma halinde tavus gözü, sarkık dal ve gözyaşı şekillerinin tekrarıyla süslenmiş olanı özellikle dikkat çekicidir. Bu sütun Bizans devrinde "Farum Tauri" denilen bugünkü Beyazıt Meydanı’nda kalıntıları bulunan 4. yüzyıl zamanına ait Büyük Theodesius’un (379-395) zafer takındaki sütunların benzeridir. Sarnıcın kuzeybatı köşesindeki iki sütunun altında kaide olarak kullanılan iki Medusa başı Roma dönemi heykel sanatının şaheser örneklerindendir. Bu başların hangi yapıdan alınarak buraya getirildiği konusunda kesin bir bilgi olmamakla birlikte Geç Roma Çağı'na ait bir yapıdan sökülerek getirildiği düşünülmektedir. Fotoğraf: Official Turkish Museums Sarnıcın suyu Bozdoğan Kemeri ile Mağlova Kemeri yardımıyla, şehre 19 kilometre mesafede bulunan Belgrat Ormanları’ndaki Eğrikapı su taksim merkezinden getirilmiştir. İstanbul'un Osmanlılar tarafından fethinden sonra, bir müddet daha kullanılan sarnıçtan, padişahların oturduğu Topkapı Sarayı'nın bahçelerine su verilmiştir. Durgun su yerine çeşme suyunu, yani akan suyu tercih eden Osmanlıların şehirde kendi su tesislerini kurduktan sonra kullanmadıkları anlaşılan sarnıç, 1544-1550 yıllarında Bizans kalıntılarını araştırmak üzere İstanbul'a gelen Hollandalı gezgin P. Gyllius tarafından yeniden keşfedilmiştir. Bazilika Sarnıcı kurulduğundan günümüze kadar çeşitli onarımlardan geçmiştir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde iki defa restore edilen sarnıcın ilk onarımı 18. yüzyılda III. Ahmet zamanında Mimar Kayserili Mehmet Ağa tarafından yapılmıştır. 19. yüzyılda ikinci büyük onarım Sultan II. Abdülhamit (1876-1909) zamanındadır. Cumhuriyet dönemindeki en büyük onarım ise 1985 yılında olmuştur. İçerisindeki elli bin ton çamurun çıkarılması ve gezi platformunun yapılmasıyla birlikte 1987 yılında tekrar ziyarete açılmıştır. Fotoğraf: Tanıtma Genel Müdürlüğü Kaynak: Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü İstanbul Gezilecek Yerler