Menuland Yükleniyor
En güncel lezzetler hazırlanıyor...
En güncel lezzetler hazırlanıyor...
Tüm bölgelerdeki sonuçlar listelenmektedir.

Giresun Müzesi, şehrin kültürel hafızasını yansıtan en önemli duraklardan biridir. 18. yüzyıldan kalma tarihi bir yapıda yer alan müze, ziyaretçilerine Giresun’un geçmişine dair geniş bir perspektif sunar. Müze içerisinde arkeolojik eserler, etnografik objeler, sikkeler ve bölgenin farklı dönemlerine ait tarihi buluntular sergilenir. Bu eserler, Giresun’un antik çağlardan Osmanlı dönemine kadar uzanan köklü tarihini daha yakından anlamayı sağlar. Hem şehir merkezine yakın konumu hem de sakin atmosferiyle Giresun Müzesi, tarih meraklıları için kısa ama oldukça zengin bir keşif noktasıdır. Giresun’u daha derinlemesine tanımak isteyenler için mutlaka uğranması gereken yerlerden biridir.

Yukarı doğru kademeli olarak daralan, saatli bölümle beraber dört katlı bir yapıdır. Dört cephe de birbirine eş olarak tasarlanmıştır. Sadece denize bakan cephede kapının üstünde Abdülmecit'e ait tuğra yer alır. Bu her cephedeki yüksekçe ve daire kemerli kapının iki yanında köşelere gelen yerlerde ikişer dor sütunu cepheden bağımsız olarak yerleştirilmiştir. Bu arada küre biçimli taşlar kapı önlerinde bulunmaktadır. Zemin kat ile birinci kat arasında bir triglif-metop bandı yer alır. Üst katta dor sütunlarının yerine iyon düzenindeki pilastrlar almıştır. Birinci kattaki açıklık bu sefer dikdörtgen olmasına rağmen, üstünde konsollarla taşınan basık ve aynası boş bir kemer düz bir lento üzerinde yer alır. İkinci kattaki kompozisyonda yine ortada yarım daire kemerli bir açıklık görülür. Köşelerde ise bitkisel motifler çerçevelendirilerek değerlendirilmiştir. Bu katı saatlerin olduğu kattan ince konsol bir saçak ayırır. En üst katta ise girlandlar içine yerleştirilmiş saatler ile köşelerde kıvrımlı destekler yer alır. Ayrıca köşelerde küre biçimli taşlar zemin kattakilerden daha küçük boyutlularıyla yerleştirilmiştir. Kaynak: www.istanbulkulturturizm.gov.tr/TR,165666/tophane-saat-kulesi.html İstanbul Gezilecek Yerler
Galatasaray Müzesi 1915 yılında Ali Sami Yen tarafından kurulmuştur. Galatasaray Spor Kulübü'nün 50. yılı dolayısıyla 1955 yılında yayımlanan kitabın müze ile ilgili bölümünde müzenin kuruluşu bizzat Ali Sami Yen’in anılarından şu şekilde aktarılır. “Vaktiyle donanma cemiyetinin yaptığı teftişlerde birinciliği kazanmak için bütün kudretimizle çalışır, bütün şahsi vasıtalarımızı da bu uğurda kullanırdık. O sırada kotra eksiklerinin tamamlanması için kalafat yerinde sık sık dolaştığımdan bir gün ihtiyar bir gemicinin sattığı bir derin su iskandilini 15 kuruşa almaya muvaffak olmuştum. Çok eski modası geçmiş bir alet idi. Fakat temizleyip parlattıkça gemicilik odamızın masasının üzerinde kendisini gösterdi. Yanına ikinci bir alet getirme hevesi yavaş yavaş denizcilik müzemizin ortaya çıkmasına yol açtı. Kendi vasıtalarımızla almaya muvaffak olamadığımız aletleri de, bizi teşvik etmek isteyen o zamanki Bahriye Nazırı Cemal Paşa’dan almıştık. O tarihte kulüp merkezini Beyoğlu’ndan Kalamış Koyu"na taşımıştık. Evde kendim için toplamış olduğum spor resimlerini de kulübe getirdim. Mevcut kupalarımıza üç camekân temin etmiştik. Deniz ve kara sporlarına ait hatıralar bir araya gelince cazibesi büyüdü ve bu suretle yavaş yavaş Galatasaray Müzesi ortaya çıktı.” Ali Sami Yen’in 1915 yılında Kalamış’taki Kulüp Lokali"nde oluşturduğu; Türkiye’nin ilk spor müzesi niteliğini taşıyan müzede o zamana kadar kazanılan kupalar ile denizcilik malzemeleri sergilenmekteydi. Ancak savaş sonrasında bu müze binasına İngilizler tarafından el konulması üzerine Ali Sami Yen, bu ilk müzedeki tüm malzemeyi o zamanki lise müdürü Salih Arif Bey’e teslim eder. Karar 15 Mayıs 1919 tarihli Genel Kurul kararıyla alınır. Böylece Galatasaray Müzesi uzun yıllar içinde yer alacağı lisedeki yerine gelmiş olur. Şimdilerde ise müze, lisenin karşısındaki tarihi Postane Binası'nda Galatasaray Üniversitesi Kültür ve Sanat Merkezi adıyla ziyarete açılmıştır. Merkezin birinci katında Galatasaray Lisesi'nin kuruluşundan bugüne öyküsü; öğrencilerin üniformaları, derslerde kullandığı aletler gibi pek çok nesne ve fotoğraf yer almakta; ikinci katında ise Galatasaray Spor Kulübü’nün kuruluşundan bugüne hikâyesi, 1905’den bu yana kazanılan kupalardan bir kısmı, Metin Oktay'ın forması ve birçok fotoğraf ve spor nesnesi bulunmaktadır. Ayrıca Atatürk’ün Galatasaray Lisesi’ni ziyaret ettiğinde kahve içtiği fincandan, imzalı fotoğrafına, 2000 yılında kazanılan UEFA Kupasından ve Süper Kupaya kadar Galatasaray Lisesi ve Kulüp tarihinde önemli belgeler ve nesneler bulunmaktadır. İstanbul Gezilecek Yerler
 kopya.jpg?format=jpg&quality=50)
Yıldız Sarayı kompleksine ait olan saat kulesi, Yıldız Camii avlusuna girişte batıda, sağ tarafta yer alır. Sultan II. Abdülhamit tarafından 25. saltanat yılı kutlamaları için yaptırılmıştır. 1889 yılında yapımına başlanan ve 1890 yılında tamamlanan kulenin mimarisi, Neo-Gotik, Türk ve Oryantalist mimari üslupların uyumlu biçimde bir araya getirilmesinden oluşan, eklektik bir anlayışa sahiptir. Kule üç katlı inşa edilmiştir ve sivri dilimli bir kubbe ile örtülüdür. Kubbede dört yönde, dilimli kemerli pencereler kullanılmıştır. Zemin katın her cephesinde üzerlerinde kitabe şeritlerinin yer aldığı sivri kemerli birer sağır pencere nişi bulunmaktadır. İkinci katın cephelerinde üç dilimli kemerlere sahip pencerelerin altına daire şeklinde gül pencereler yerleştirilmiştir. Bu pencereler üçüncü katta kaş kemerli pencereler üzerine alınmıştır. Bunlardan saraya dönük olan kuzey cephedeki pencereye saat konmuştur. Kaynaklar: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi web sitesi. “Yıldız Camii.” Vakıf Restorasyon Yıllığı Dergisi, Sayı 18. Vakıflar Genel Müdürlüğü, 2019. İstanbul Gezilecek Yerler
Büyük Saray Mozaikleri Müzesi, Sultanahmet Camii Külliyesi güneyinde Arasta Pazarı içinde bulunmaktadır. Yapı, Bizans İmparatorluğu Büyük Saray’ın revaklı avlusunun kuzeydoğu bölümünde kısmen sağlam kalmış mozaik döşemeyi içine alacak şekilde inşa edilmiştir. MS 450-550 yılları arasına tarihlenen Büyük Saray Mozaikleri Müzesi’nde sergilenen mozaikler eşsiz bir ustalıkla işlenmiştir ve hem sanatsal açıdan hem de tasvirli sahnelerin zenginliği açısından muhteşemdir. Mozaik taşları ortalama 5 milimetre ebatlarında kireç taşı, pişmiş toprak ve renkli taşlardan oluşmaktadır. Tasvirler mermer parçaları arasına yerleştirilmiştir ve etrafları konturlarla sınırlandırılmıştır Fon olan beyaz zemin üzerine balık pulu tarzında işlenen mozaiklerde dini konulara rastlanmaz. Konular günlük hayat ve doğadan alınmıştır. Bunlar arasında kertenkele yiyen grifon, fil ve aslan mücadelesi, bir kısrağın tayını emzirmesi, kaz güden çocuklar, keçi sağan adam, eşeğine yem veren çocuk, testi taşıyan genç kız, elma yiyen ayılar ve avcı kaplan mücadelesini betimleyen sahneler yer almaktadır. Müze 1953 yılında İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne bağlı olarak açılmış, 1970 yılında ise Ayasofya Müzesi’ne bağlanmıştır. İstanbul Gezilecek Yerler
İstanbul Üniversitesi'nin Merkez Kampüsü içinde yer alan Beyazıt Kulesi yangınları gözetlemek ve haber vermek amacıyla İstanbul'un Beyazıt semtinde 1749 yılında inşa edilmiştir. 85 metre yüksekliğine sahip olan kule başlangıçta ahşap olarak inşa edilmiş ancak 1756'daki Cibali yangınında yanmıştır. 1826'da yeniden yapılan kule yeniçeri ayaklanmasında tekrar yanmıştır. Beyazıt Kulesi üçünçü kez Sultan II.Mahmut döneminde 1828 yılında mimar Senekerim Balyan'a yaptırılmıştır. Fotoğraf: İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Beyazıt Yangın Kulesi nöbet katı, işaret katı ve sancak katı olmak üzere üç bölümden oluşur. O dönemde yangınlar Beyazıt Kulesi'nden gündüzleri, sarkıtılan sepetlerle geceleri ise fener yakılarak haber verilirdi. Uzun süre geceleri farklı renklerde aydınlatılan kule İstanbullulara ertesi günün hava tahminin duyurulması için kullanıldı. Kulenin mavi renkte aydınlatılması ertesi gün havanın açık olacağını, yeşil yağmuru, sarı sisi ve kırmızı karı haber verirdi. Bu uygulamaya 1995 yılında son verildi 2010 yılında ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin girişimiyle tekrar başladı. Kaynak: İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü İstanbul Gezilecek Yerler
Borusan Contemporary diğer adıyla Perili Köşk; İstanbul Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu`nu daha geniş kitlelerle buluşturmak ve Türkiye`de çağdaş sanata olan ilgiyi artırmak amacıyla kurulmuştur. `Ofis müze` yapısıyla Borusan Contemporary, gerek fiziksel ortamı gerek sunduğu ziyaret deneyimiyle ülkemizde kendi alanında öncü olmayı hedeflemektedir. Perili Köşk`te uzun bir süredir sergilenen Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu`nun seçkin örnekleri, hafta sonları tüm sanatseverlerin ziyaretine açıktır.. Hafta içi holdingin ofis işlevini sürdürdüğü binada, hafta sonları koleksiyondan çeşitli seçkilerin yanı sıra, Türkiye`den ve dünyadan önemli küratörlerin oluşturduğu kişisel ve karma sergiler yer almaktadır. Müzenin bir diğer amacı, sergileri her yaş grubundan çocuk ve yetişkinlere yönelik özel eğitim programları ve söyleşilerle destekleyerek Türkiye`nin kültür ve sanat ortamına katkıda bulunmaktır. Butiği ve şık kafeteryası ile Borusan Contemporary, Türkiye`de sanatseverlere tam donanımlı ve eşsiz bir müze deneyimi sunmaktadır. Perili Köşk özgün mimarisiyle İstanbul kültür mirasının önde gelen örneklerindendir. Rumelihisarı`nın en önemli ve tarihi binalarından biri olan Yusuf Ziya Paşa Köşkü`nün yapımına 1910`lu yıllarda başlanmıştır. Yusuf Ziya Paşa o dönemde Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa`nın Başyaveri olarak görev yapıyordu. Ancak 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı`nın patlaması ve Osmanlı Devleti'nin de savaşa girmesi nedeniyle inşaatı yapan ustalar askere alınınca çalışmalar tamamlanamadı. Yusuf Ziya Paşa ikinci eşi Nebiye Hanım ve Nebiye Hanımın ilk eşinden olan 3 kızı ile birlikte, vefat ettiği tarih olan 1926 yılına kadar köşkte yaşadı. Paşanın ölümünden sonra aile 1993 yılına kadar köşkte oturdu, birinci katında ise kiracıları yaşadı. Yarım kalan inşaat nedeniyle tamamlanamayan ve boş kalan ikinci ve üçüncü katlar yüzünden bina çevrede "Perili Köşk" diye anılmaya başlandı. Köşk, 1993 yılında müteahhit Basri Erdoğan`a satıldı. Yapının rölöve, restitüsyon, restorasyon ve uygulama projeleri, 1995- 2000 yılları arasında mimar Hakan Kıran tarafından gerçekleştirildi. Cephenin taş ve tuğla kaplaması restorasyon projesine sadık kalınarak tamamlandı. Tuğlalar, İngiltere`den ithal edilerek aslına en uygun şekilde 4 ayda kaplandı. Uygulama projesine göre binanın betonarme imalatında 2 bin 800 metreküp beton, 350 ton demir kullanıldı. Köşkün dış görünüşü korunurken, iç mekanlar modern ve ferah bir iş ortamı sağlayacak şekilde düzenlendi. 10 katlı yapı, bir yanda Karadeniz, diğer yanda ise Marmara Denizi açılımını görmektedir. Faaliyetlerini 19 Şubat 2007 yılından itibaren Perili Köşk`te sürdüren Borusan Holding, köşkü 2030 yılı sonuna kadar kiralamıştır. İstanbul Gezilecek Yerler
Arkeoloji Müzesi karşısındaki iki katlı, Fatih Sultan Mehmet`in Topkapı Sarayı'nda yaptırdığı ilk binadır. 1472 Tarihli yazlık köşk, sütunlarla hareketlendirilmiş cephesi, eyvanlı terası ve kesme çini dekoru ile Selçuklu tesirinde bir erken Osmanlı örneğidir. Giriş duvarında uzun kitabe yer almıştır. Giriş bölümü, üzeri kubbeli bir mekan olup, yanlarda tonozlu odalar yer vardır. 13-19 yüzyıl Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait seramik ve çiniler kronolojik sıralı sergilenmiştir 16 yüzyıl İznik yapımı çiniler müzenin önemli eserleridir. Fatih Sultan Mehmet tarafından 1472 tarihinde yaptırılan köşk İstanbul`daki en eski Osmanlı sivil mimarlık örneklerinden birisidir. l875-1891 yılları arasında Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) olarak kullanılmıştır. l953 yılında Türk ve İslam eserlerinin sergilendiği Fatih Müzesi adı altında ziyarete açılmış, 1981 yılında konumu nedeniyle İstanbul Arkeoloji Müzeleri`ne devredilmiştir. Köşkün giriş cephesi tek, arka tarafı ise iki katlıdır. Girişte 14 sütunlu mermer bir revak vardır. Giriş eyvanı mozaik çinilerle süslüdür. 6 oda ve bir orta salondan oluşan köşkte Selçuklu ve Osmanlı Dönemine ait çeşitli çini ve seramikler sergilenmektedir . Müze ve depolarında yaklaşık 2000 eser bulunmaktadır. Çinili Köşk Müzesi koleksiyonlarında 11.- 20. yüzyıl başlarına tarihlenen Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait 2 bin civarında eser bulunmaktadır. Müze'nin koleksiyonlarını 1981 yılında konum olarak yakınlığı nedeniyle İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü'ne bağlandığında mevcut olan eserler ile arkeolojik kazılarda bulunan, satın alma, bağış ve müsadere yoluyla giren eserler oluşturmaktadır. Bu koleksiyonlardan seçilen çini ve seramikler; girişin solundaki odada Selçuklu Dönemi, sol taraftaki dışa açılan eyvanda Slip teknikli ve Milet işi, orta salon ile birlikte beş köşeli çıkıntılı odada İznik yapımı, Gülhane Parkı'na bakan sağ köşe odada Kütahya yapımı ve dışa açılan sağ eyvanda ise Çanakkale yapımı eserler olmak üzere girişin solundan başlayarak devam eden bir yerleşim düzeni içinde sergilenmektedir. İstanbul Gezilecek Yerler

Dolmabahçe Saat Kulesi Saray mimarı Sarkis Balyan tarafından Neobarok ve Ampir tarzında yapılmıştır. Kule, 12x12 metrelik köşelerinde birer fıskiyeli havuzun olduğu bir platform üzerinde dört katlı olup kademeli olarak daralmaktadır. Kule 8.5 x 8.5 metrelik köşeleri pahlı bir kare plan üzerine oturmaktadır. Kulenin tüm cepheleri birbirine eştir. Sadece zemin kattaki açıklıklardan biri kapı olarak değerlendirilmiştir. Fotoğraf: Tanıtma Genel Müdürlüğü Açıklıkların iki yanında kompozit başlıklı, bir kısmı yivlendirilmiş her cephede toplamda dört sütun bulunur. Taşkın bir silmeyle ayrılan birinci katta, alt kat sütunlarının hizasında vazolar ile çeşitli bitkisel bezemeler bulunur. Bu kat daha yoğun bezemelidir, yarım daire söveleri sütunlar üzerine oturtulmuş pencere kenarlarında yine ikişer sütun yer alır. Pencere üstüne girlandlar yerleştirilmiştir. II. Abdülhamit armaları deniz ve kara yönünde bulunur. Bir üst katta serbest sütunlar yerine silmeler kullanılmış, dikdörtgen pencereler üzerinde konsollar üzerinde taşınan arşitravlar yerleştirilmiştir. En üst katta, bu katı çepeçevre saran bir parmaklık bulunur. Her cephede üstünde perde motifi bulunduran saat kadranlarının altında birer küçük pencere yer alır. Bu kat saçak silmesi ile sonlandırılmış, en üstteki ''c'' kıvrımlı kesik alınlıklarla, üstünde rüzgargülü olan tepeliğe geçiş sağlanmıştır. Kaynak: İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü İstanbul Gezilecek Yerler

Yıldız Sarayı, İstanbul’un Beşiktaş ilçesinde, Yıldız tepesinde yer alır. Saray kompleksi, yaklaşık 500.000 metrekarelik bir alanı kaplayan bahçe ve koruluklar içine yerleştirilmiş köşkler, kasırlar ile yönetim ve servis yapılarından oluşturmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman döneminden (1520-1566) itibaren padişahlar tarafından av sahası olarak kullanılan ve Hazine-i Hassa’ya kayıtlı olan bu araziye ilk kasrı Sultan I. Ahmet yaptırmıştır. 18. yüzyıl sonunda Sultan III. Selim tarafından validesi Mihrişah Sultan için Yıldız Kasrı, babası için ise bir çeşme yaptırılmıştır. Genellikle yaz aylarında Yıldız Sarayı’nda oturan Sultan Abdülaziz ise Büyük Mabeyn Köşkü’nü inşa ettirmiştir. Daha sonra dış bahçeye Malta Köşkü ile Çadır Köşkü, asıl kısma ise Çit Kasrı eklenmiştir. TGA Sarayda asıl yapılaşma Sultan II. Abdülhamit döneminde (1876-1909) başlamıştır ve buraya Yıldız Saray-ı Hümayunu adı verilmiştir. Bu dönemde saray, padişahın özel yaşamına ait mekanlarla birlikte resmi görevlilere tahsis edilen binaları, tamirhane, marangozhane gibi atölyeleri ve tiyatro, müze, kitaplık gibi kültür ve sanat yapılarını da kapsamaktadır. TGA Saray, Hasbahçe adıyla bilinen, doğal nehir görünümünde havuzu bulunan bir iç bahçeye sahiptir. Bu bahçenin değişik yerlerinde birbirinden bağımsız olarak inşa edilmiş küçük dinlenme köşkleri bulunmaktadır. Hasbahçe tek bir kapıyla geçit veren harpuştalı yüksek bir duvarla dış bahçeden ayrılır. Saltanat döneminde saraya mahsus olan dış bahçe, bugünkü Yıldız Parkı’dır ve günümüzde halka açıktır. Sultan Vahdettin’den sonra bir süre boş kalan saray binaları, 1924 yılında Erkan-ı Harbiye Mektebi’ne tahsis edilmiştir. 1946 yılında Harp Akademileri’ne bırakılan saray, 1978 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devredilmiştir. Günümüzde Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki Milli Saraylar Başkanlığına bağlı olan Yıldız Sarayı, 2024 yılında müze olarak ziyarete açılmıştır. TGA Türk Osmanlı saray mimarisinin son örneği olan Yıldız Sarayı, yüksek duvarlarla çevrili üç avlunun çevresinde sıralanan köşkler ve kasırların yanı sıra tiyatro, müze, kütüphane, eczane ve marangozhane gibi unsurlarıyla küçük bir şehir görünümündedir. Çeşitli üsluplarda inşa edilen yapıları ve bahçe tasarımı ile Avrupa ile etkileşim içindeki geç dönem Osmanlı mimari ve peyzaj tasarımının gelişimine tanıklık eden “Yıldız Saray Kompleksi” 2015 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesine eklenmiştir. Kaynaklar: İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü web sitesi. “Yıldız Saray Kompleksi (İstanbul) [2015].” Milli Saraylar Başkanlığı web sitesi. “Yıldız Sarayı.” Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi web sitesi. “Yıldız Sarayı.” İstanbul Gezilecek Yerler
Florya Atatürk Deniz Köşkü'nün Marmara Denizi kıyısında, Yeşilköy ile Küçükçekmece arasında bir yerleşim bölgesi olan Florya’nın 19. yüzyılda sönük bir avcı uğrağı konumunda olduğu bilinmektedir. Atatürk’ün buraya olan ilgisiyle önem kazanan Florya giderek yazlık bir dinlenme merkezine dönüşmüştür. Fotoğraf: Official Turkish Museums Atatürk için İstanbul Belediyesi tarafından 1935 yılında açılan proje yarışmasını kazanan mimar Seyfi Arkan’a yaptırılan köşk, yazlık bir konut olarak deniz tabanına çakılan sütunlar üzerine yapılmış ve karaya bir köprüyle bağlanmıştır. 14 Ağustos 1935 tarihinde kullanıma açılan köşkte Mustafa Kemal Atatürk, 1936 yılının haziran ve temmuz aylarında kalmış, siyasî ve bilimsel toplantılar için köşkü özellikle kullanmış, aralarında İngiliz Kralı VIII. Edward ve Madam Simpson’un da bulunduğu kimi önemli konukları burada ağırlamıştır. Fotoğraf: Official Turkish Museums Köşk, Atatürk tarafından son olarak 28 Mayıs 1938 günü kullanılmış, kendisinin ölümünden sonra bu yapılar Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’nın yazlık konutu olarak İsmet İnönü, Celal Bayar, Cemal Gürsel, Cevdet Sunay, Fahri Korutürk ve Kenan Evren dönemlerinde kullanılmıştır. Fotoğraf: Official Turkish Museums 16 Eylül 1988 tarihinde Cumhurbaşkanlığı tarafından Milli Saraylar Daire Başkanlığı’na devredilen bu yapılar topluluğu, restorasyonu tamamlandıktan sonra dönemi içinde modern bir anlayışla inşa edilmiş köşkün tarzına uyacak dönem eşyası ile döşenerek Atatürk Müzesi haline getirilmiştir. Fotoğraf: Official Turkish Museums Atatürk Köşkü’nün arkasında karada yapılmış olan Yaverlik ve Genel Sekreterlik binalarının bir kısmı günümüze ulaşamamış, kalanlar ise onarılarak TBMM sosyal tesisleri haline getirilmiştir. Kaynak: İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü İstanbul Gezilecek Yerler
Beylerbeyi Sarayı, Osmanlı padişahlarının sayfiye mekânı ve yabancı devlet başkan ya da hükümdarlarının ağırlanacağı bir devlet konukevi olarak düşünülmüş ve devrin padişahı Sultan Abdülaziz’in (1861-1876) isteği üzerine inşa edilmiştir. Sarayın inşasına 6 Ağustos 1863 tarihinde başlanmış ve 21 Nisan 1865 Cuma günü, yapılan bir törenle resmen kullanıma açılmıştır. Sarayın inşaat organizasyonunu Ebniye-i Şâhâne Serkalfası (Saray başkalfası) Serkiz Bey (Balyan) yürütmüştür. Beylerbeyi Sarayı’nın mâlî ve idarî işler sorumluluğu da denilebilecek binâ eminliği görevini ise Mehmed Efendi, Mahmud Efendi ve Rıfat Efendi yürütmüştür. Saray’ın yaklaşık 500 bin Osmanlı lirasına mal olduğu tespit edilmektedir. Yapılar topluluğunun ana yapısı olan Beylerbeyi Sarayı, yüksek bir bodrum üzerine iki katlı ve kargir bir yapıdır. Yaklaşık 2 bin 500 metrekarelik bir alan üzerine inşa edilen yapı dikdörtgen bir zemin alanı üzerine oturmaktadır. Saray’ın güney kesimi Mabeyn-i Hümâyûn, kuzey kesimi ise Valide Sultan Dairesi olarak düzenlenmiştir. Her iki katta toplam 6 salon, 24 oda,1 hamam ve 1 banyo bulunmaktadır. Batı ve Doğu üsluplarının karıştırılması ile inşa edilen Beylerbeyi Sarayı, Harem ve Mabeyn bölümleri ile Türk evi plan özelliğini taşımaktadır. Yapının çatısı üstten bütün cephe kenarlarını gizleyen bir korkulukla gizlenmiştir. Sarayın planı eyvanlı merkezî sofa (hol) motifine dayanan bir plan kompozisyonuna sahiptir. Beylerbeyi Sarayı’ndaki şema, üç bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler; Mabeyn-i Hümâyûn, Yatak Dairesi (Hünkâr Dairesi) ve Valide Sultan Dairesi’dir. Valide Sultan Dairesi’nden hemen sonra gelen ve denize paralel olarak inşa edilen kadınefendiler ve ikballere ait esas Harem bölümü ise, ana yapıdan ayrı olarak inşa edilmiştir; bu yapı günümüze ulaşamamıştır. Mabeyn-i Hümâyûn’un giriş cephesi, Neo-barok vurgunun daha belirgin olduğu bir düzenleme göstermektedir. Sarayın kitle ve cepheleri gibi iç mekân düzenlemeleri de seçmeci bir anlayışla şekillendirilmiştir. Beylerbeyi Sarayı’nı inşa ettiren Sultan Abdülaziz’in denize olan tutkunluğu nedeni ile sarayın tavanlarındaki bazı çerçeve ve kartuşların içinde deniz ve gemi temaları işlenmiştir; hatta Sultan Abdülaziz, ressamlara fikir vermesi için deniz ve gemi temalarını içeren desenler çizmiştir. TARİHTE BEYLERBEYİ SARAYI Beylerbeyi Sarayı, bânisi Sultan Abdülaziz (1861-1876) tarafından, yazlık saray olarak kullanıldı. Saray, Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamid’in saltanat yıllarında yabancı devlet hükümdar ya da başkanlarının resmî ziyaretlerinde kendilerine tahsis edilmeye başlanmasıyla beraber, devlet konukevi işlevi kazandı. Beylerbeyi Sarayı’nda ağırlanan ilk önemli konuk, Fransa İmparatoriçesi Eugénie’dir. İmparatoriçe’nin bu gezisi, Sultan Abdülaziz’in 1867 Fransa gezisini iade makamında gerçekleşmekteydi. Sultan Abdülaziz döneminde Beylerbeyi Sarayı’nda ağırlanan diğer yabancı konuklar, Avusturya-Macaristan İmparatoru Joseph (1869), Prusya Veliahd Prensi Frédéric Guillaume Nicola Charles (1869), İtalya Veliahdı (1869), İran Şahı Nasıreddin (18 Ağustos 1873). Sultan II. Abdülhamid’in (1876-1909), 33 yıl süren saltanatı süresince Beylerbeyi Sarayı, özellikle yabancı devlet protokolü tarafından gezilen bir müze işlevi de gördü. Bu dönemde Beylerbeyi Sarayı ile beraber Dolmabahçe Sarayı ve Topkapı Sarayı Hazine-i Hümâyûn da, padişahın izni alınmak şartıyla ziyaret edilebilen saltanat müzeleri olarak kullanıldı. Sultan II. Abdülhamid tahttan indirildikten hemen sonra, Selanik Alatini Köşkü’nde zorunlu ikâmete tabi tutuldu, ancak yaklaşık 3 yıl sonra Balkan Savaşı’nın patlak vermesi nedeni ile İstanbul’a nakledildi. II. Abdülhamid için seçilen yeni zorunlu ikametgâh, Beylerbeyi Sarayı idi. Sabık Hakan, bu sarayda yaşamının son 6 yılını geçirdi ve 10 Şubat 1918’de yine bu sarayda hayata gözlerini kapattı. İstanbul Gezilecek Yerler
Boğaz manzarasının vazgeçilmez yerlerinden biri de kuşkusuz Kız Kulesi'dir. Salacak açıklarındaki küçücük bir adanın üzerine inşa edilmiş olan kule, pek çok efsaneye konu olmaktadır. Bunlardan biri ve en bilineni, kuleye adını da vermiş olan (Leander's Tower) Leandros efsanesi'dir. Aralarındaki denize meydan okuyan aşıklar Leondros ve Hero'nun hikayesi trajediyle bitecektir. Fırtınalı bir gecede, Leondros, kulede ışık yandığını görünce sevgilisi Hero'nun kendisini çağırdığını düşünür ve denize atlar. Oysaki bu kez ışığı yakan Hero değil, aşıkların her gece gizlice buluştuğunu anlayan bir başkasıdır ve ışığı söndürüverir. Leondros, boğazın dalgalarına gömülür; bunun acısına dayanamayan Hero ise kuleden atlayarak hayatına son verir. Efsanenin sonunda aşıklar adına kulenin olduğu yere bir deniz feneri yapılır. Tarihi MÖ 24 yılına dek uzanan Kız Kulesi, uzun tarihi boyunca savunma kalesi, sürgün istasyonu, hapishane, karantina odası, radyo istasyonu, vergi noktası ve deniz feneri olarak kullanılmıştır. Üsküdar'ın sembolü olan kule, 2000 yılında özel bir şirket tarafından restore edildikten sonra kafe ve restoran olarak hizmete açılmıştır. İstanbul Gezilecek Yerler

Evliya Çelebi, Dolmabahçe Sarayı’nın bugünkü yerinde Yavuz Sultan Selim’in bir köşk yaptırdığını yazar. I. Ahmet zamanında, mekân taşla doldurulur ve köşk büyütülür. Sarayın ve yerleşimin adı buradan gelir. 19'uncu yüzyılda II. Mahmut aynı yerde yeni bir saray inşa ettirir. Bugünkü yapı ise 1842 yılında I. Abdülmecit tarafından, Karabet Balyan’a inşa ettirilir. Yapımı 1853 senesine kadar devam eden saray Abdülmecit’in ikamet ettiği yer olmasının yanı sıra resmî işleri de gördüğü mekândır. Abdülmecit’ten sonra kardeşi Abdülaziz de bu sarayda yaşamıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk’ün İstanbul’daki Cumhurbaşkanlığı Konutu olan Dolmabahçe Sarayı, 10 Kasım 1938 tarihinde Atatürk’ün öldüğü yer olması münasebetiyle Cumhuriyet tarihinde ayrı bir öneme sahiptir. Dolmabahçe Sarayı’nın ana yapıları; Harem, Mabeyn, Saat Kulesi ve Dolmabahçe Camisi'dir. Sarayda 285 oda ve 46 adet salon, 6 hamam ve 68 tuvalet vardır. Saray 110 bin metrekare alana kurulmuştur ve 1910’larda elektrik ve kalorifer sistemine geçmiştir. Mabeyn merdivenlerinin korkulukları kristallerle süslenmiş harikulade bir görünümde olup Mabeyn’deki Taht Salonu’nda bulunan 36 metrelik kubbeden sarkan dört tonluk ve yedi yüz elli ampullü kristal avize, salona Avrupai bir hava katmaktadır. Bu avize Kraliçe Victoria’nın hediyesidir. Bu Taht Salonu 19 Mart 1877 tarihinde II. Abdülhamit’in Osmanlı Meclisi açılışına ev sahipliği de yapmıştır. Ayrıca Harem’de Taht Salonu’nun izlenebileceği bir koridor vardır. Harem; törenlerin yapıldığı Mavi Salon, kadınların eğlendiği Pembe Salon, Atatürk’ün kaldığı odalar, Valide Sultan odaları gibi farklı mekânları barındırır. Sarayın girişinde yer alan otuz metre yüksekliğindeki saat kulesinin ise 1895 yılında tamamlandığı söylenir. Dolmabahçe Sarayı Harem bölümündeki Mavi Salon ve Pembe Salon çevresindeki odalar, Hünkâr Dairesi veya Hususî Daire olarak adlandırılır. Atatürk de Hususî Daire’de Mavi Salon ile Pembe Salon arasında yer alan 71 numaralı odada kalmış ve hayata da burada veda etmiştir. Hâlâ bu odada bulunan dokuzu beş geçeyi gösteren saat, kendisine yakın arkadaşı Nuri Conker tarafından hediye edilmiştir. Dönemin Moskova Büyükelçisi Zekai Apaydın tarafından hediye edilen "Dört Mevsim" isimli tablo ise Atatürk’ün en sevdiği tablo olarak bilinmektedir. Atatürk çalışma odası olarak da yatak odasının hemen yanındaki 69 numaralı odayı kullanmıştır. Salonun deniz tarafına bakan diğer köşesindeki yatak odası ise zaman zaman Atatürk’ün tarih danışmanlarından Prof. Dr. Afet İnan tarafından kullanılmıştır. Fikir ve danışma sofraları genellikle Mavi Salon’a, yaz aylarında ise sıklıkla Pembe Salon’daki balkona kurulmuştur. Ayrıca Atatürk için 1937 yılının Haziran ayında Mavi Salon’un aydınlık mahallinde bir asansör yaptırılmıştır ki, bu asansör hâlen kullanılır durumdadır. Pembe Salon’un hemen yanında bulunan ve Son Halife Abdülmecid Efendi tarafından inşa ettirilmiş olan (1923) banyo, Atatürk tarafından da aynı amaçla kullanılmıştır. Banyonun girişinde yer alan camlı dolapta, Atatürk’ün tedavisi sürecinde kullanılan ilaçlar şimdi de sergilenmektedir. Sarayın yanındaki Dolmabahçe Camisi, Osmanlı mimarisine damgasını vuran Balyanlar ailesinden Nikoğos Balyan tarafından 1853 yılında tamamlanmıştır. Dolmabahçe Sarayı’nın arka kısmında Sultanın kuşları için 19'uncu yüzyılda inşa edilmiş ufak bir köşk yer alır. Yapıda o dönem farklı türden birçok kuş barındırılmıştır. Günümüzde müzeye dönüştürülen Dolmabahçe Sarayı, Milli Saraylar Daire Başkanlığı’na bağlıdır. İstanbul Gezilecek Yerler
 kopya.jpg?format=jpg&quality=50)
Topkapı Sarayı Hakkında Topkapı Sarayı, Osmanlı sultanlarının ikametgâhı, devletin yönetim ve eğitim merkezidir. İstanbul fatihi Sultan II. Mehmet tarafından 1460-1478 tarihleri arasında yaptırılmış olan ve zaman içerisinde bazı ilavelerin yapıldığı sarayda, Osmanlı padişahları ve saray halkı 19. yüzyıl ortalarına kadar ikamet etmiştir. Topkapı Sarayı, Osmanlı monarşisi 1922’de kaldırıldıktan sonra, 3 Nisan 1924’te Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle müzeye dönüştürülmüştür. TGM Topkapı Sarayı Müzesi, 2019 yılında Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı’na bağlanmıştır ve 1985 yılında Unesco Dünya Mirası Listesi’ne kaydedilen “İstanbul’un Tarihi Alanları” arasında yer almaktadır. Fatih Sultan Mehmet ve Topkapı Sarayı Fatih Sultan Mehmet, fetihten sonra Beyazıt’ta bugünkü İstanbul Üniversitesi’nin bulunduğu yerde, daha sonra “Eski Saray” olarak anılacak olan bir saray yaptırmıştır. Fatih, bu ilk saraydan sonra, önce Çinili Köşk’ü, ardından da yapımı tamamlandığında yerleşecek olduğu Topkapı Sarayı’nı inşa ettirmiştir. Fatih, bu saraya Osmanlıcada “Yeni Saray” anlamına gelen “Saray-ı Cedid” ismini vermiştir. Yeni Saray’a Topkapı Sarayı denmesi ise şöyle gerçekleşmiştir: Sultan I. Mahmut tarafından Bizans surlarının yakınına yaptırılan ve önündeki selam topları nedeniyle “Topkapusu Sahil Sarayı” denilen büyük ahşap sahil sarayı bir yangında tamamen kül olunca, bu sarayın ismi yeni saraya verilmiştir. Topkapı Sarayı Mimarisi Yüzyıllarca gelişen ve büyüyen Topkapı Sarayı’nın planının belirlenmesinde Osmanlı devlet felsefesi ile saray-tebaa ilişkilerinin büyük rolü olmuştur. Ayrıca Topkapı’nın ilk inşa edildiği dönemde, Fatih Sultan Mehmet’in babası Sultan II. Murat’ın Tunca Nehri kenarında yaptırmış olduğu ve günümüze sadece kalıntıları ulaşan Edirne Sarayı’nın planından olduğu kadar ihtişamından da esinlenildiği bilinmektedir. TGM Topkapı Sarayı, mütevazı bir saraydır; imparatorluğun büyük harcamaları daha çok muhteşem camiler, kışlalar, köprüler, kervansaraylar ve konaklama tesisleri için yapılmıştır. 16. yüzyılın ünlü mimarı Mimar Sinan bile bu sarayda sadece bir bölüm inşa etmiştir. Ama sarayın kendine özgü binaları, nefis çinileri ve tabiatla iç içe geçmiş yapısı kadar, Sarayburnu’ndaki konumu da ona doğal bir güzellik ve ihtişam verir. Topkapı Sarayı Bölümleri Topkapı Sarayı’nın planı; çeşitli avlular ve bahçeler arasında devlet işlerine ayrılmış daireler, hükümdarın ikametgâhı olan bina ve köşkler ile sarayda yaşayan görevlilere mahsus binalardan oluşur. Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç arasında, İstanbul yarımadasının ucunda bulunan Sarayburnu’ndaki Bizans akropolü üzerine inşa edilen saray, 1400 metre uzunluğundaki “Sur-ı Sultani” denilen yüksek ihata duvarları ile karadan; Bizans surlarıyla ise deniz tarafından çevrilmiştir. Saray’ın kapladığı alan yaklaşık 700 bin metrekaredir. TGM Alay Meydanı, Aya İrini, Bâb-ü's Selâm, Bâb-ı Hümâyun, Divan Meydanı, Kubbealtı (Divan-ı Hümayun), Adalet Kasrı, Dış Hazine, Zülüflü Baltacılar Ocağı, Has Ahırlar, Beşir Ağa Camii ve Hamamı, Saray Mutfakları, Babüssaade, Sohum Kalesi Kitabesi, Enderun Avlusu, Arz Odası, III. Ahmet Kütüphanesi (Enderun Kütüphanesi), Fatih Köşkü (Enderun Hazinesi), Hazine Koğuşu, Has Oda ve Kutsal Emanetler Dairesi, Ağalar Camii, Kilerli Koğuşu, Kuşhane ve Harem Kapısı, Has Oda Koğuşu/Padişah Portreleri, Dördüncü Avlu, Sünnet Odası, Revan Köşkü, Bağdat Köşkü, İftariye Kameriyesi (Mehtaplık), Sofa Köşkü, Sofa Camii, Mecidiye Köşkü, Hekimbaşı Odası / Baş Lala Kulesi, Esvap Odası, Harem, Dolaplı Kubbe / Harem Hazinesi / Haremeyn Hazinesi, Şadırvanlı Sofa, Kara Ağalar Mescidi, Kara Ağalar ve Kara Ağalar Taşlığı, Cümle Kapısı, Valide Taşlığı, Kadın Efendi Daireleri, Valide Sultan Dairesi, Hünkâr ve Valide Sultan Hamamları, Hünkâr Sofası, III. Murad Has Odası, I. Ahmed Has Odası, Yemiş Odası / III. Ahmed Has Odası, Çifte Kasırlar / Veliaht Dairesi, Altınyol, Cariyeler ve Kadın Efendiler Taşlığı, Gözdeler Dairesi ve Mabeyn Taşlığı, Arabalar Kapısı /Kızlar Kapısı, Nöbet Yeri ve Cariyeler Koridoru bu muazzam yapının bölümleri arasındadır. TGM Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki Koleksiyonlar Nelerdir? Topkapı Sarayı’nın olağanüstü zenginlikteki koleksiyonları ve son derece ilgi çekici hikâyelerle örülü tarihi, bu sarayı dünyanın en görülmeye değer müzelerinden biri kılar. İmparatorluk Hazinesi, Avrupa Porselenleri ve Camları, Bakır ve Tombak Mutfak Eşyası, Çin ve Japon Porselenleri, Gümüşler, Hırka-i Saadet Dairesi ve Kutsal Emanetler, İstanbul Cam ve Porselenleri, Padişah Elbiseleri, Padişah portreleri ve resim koleksiyonu ile Silahlar, müzede sergilenen değerli koleksiyonlar arasındadır. Kaynak: Topkapı Sarayı Müzesi web sitesi. İstanbul Gezilecek Yerler
.png)
Dünyanın en eski kuleleri arasında sayılan ve İstanbul’un sembollerinden biri olan Galata Kulesi, 2013 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dahil edilmiştir. İstanbul’un siluetini oluşturan en önemli yapılardan biri olan Galata Kulesi, uzun dönem yangın gözetleme kulesi olarak kullanıldı ve Galata Yangın Kulesi olarak adlandırıldı. Fotoğraf: Gülcan Acar On yedinci yüzyılda Hezarfen Ahmet Çelebi, uçuş denemeleri yaptığı Galata Kulesinden, tahtadan yapılan kanatları sırtına bağlayarak gerçekleştirdiği uçuşunu Üsküdar’da tamamladıktan sonra kuleye olan ilginin giderek arttığı bilinmektedir. Fotoğraf: Gülcan Acar Galata Kulesi’ni Kim Yaptırdı? Galata Kulesi ilk olarak Bizans İmparatoru Justinianos tarafından MS 507 - 508 yılında inşa edilmiştir. Günümüzdeki kuleyi 1348 - 49 yılında Cenevizliler yeniden inşa etmiştir. Kule 1445 - 46 yılları arasında yükseltilmiştir. 1500'lü yıllarda depremden zarar görerek Mimar Murad bin Hayreddin tarafından onarılmıştır. III. Selim döneminde kule onarıldıktan sonra, kulenin üst katına bir cumba eklenir. 1831'de kule bir yangın daha geçirir, II. Mahmut kulenin üzerine iki kat daha çıkar ve külah biçiminde olan ünlü dam örtüsüyle kulenin tepesi kapatılır. 1967'de onarım gören kule, 2020 yılında tekrar restore edilir. Fotoğraf: Gülcan Acar Galata Kulesi’nin Mimarisi Galata Kulesi yığma moloz taş örgü sistemde inşa edilmiştir. Dış cephe taş örgüdür. Girişteki kitabede 16 mısralık methiye II. Mahmut döneminde yapıldığı için onun adına yazıldığı düşünülmektedir. Fotoğraf: Gülcan Acar Kapının üzerindeki yuvarlak kemerli pencere askerlerin gözetleme yeri idi. Yüksek giriş katından sonra dokuz katlı bir yapıdır. Silindirik gövdesi üzerindeki pencereler tuğla örgülü yuvarlak kemerlidir. Külah çatının hemen altındaki son iki katın gelişimi silindirik gövdeyi çevreleyen profilli silmelerle vurgulanmıştır. Külah çatının altındaki katı sarmalayan, metal süslemeli şebekeli seyir balkonu mevcuttur. Alt katında ise derin nişli payelere oturan yuvarlak kemerler ve içerisinde tuğla örgü yuvarlak kemerli pencereler mevcuttur. Fotoğraf: Tanıtma Genel Müdürlüğü Bugün yapının üçüncü kata kadar olan kısmının Ceneviz, diğer katlarının Osmanlı karakteri taşıdığı gözlenmektedir. Yapı günümüzde sosyal ve kültürel faaliyetler için kullanılmaktadır. Kaynak: İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü İstanbul Gezilecek Yerler